Felak Suresi


Sureleri dinlemek için Bilgisayarınızda flash playerin yüklü olması gerekir

Flash Playerı yüklemek için tıklayınız.

TÜRKÇE MEALİ

1-De ki: sabahın Rabbine sığınırım.
2-Yarattığı şeylerin şerrinden
3- Karanlığı çöktüğü vakit gecenin şerrinden
4-Düğümlere üfürüp büyü yapan 
üfürükçülerin şerrinden
5-Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin
şerrinden

İNİŞ SEBEBİ 
     Urve b. Zübeyr'in (R,A.) yaptığı rivayete göre, Hz. Aişe (R.A.) şöyle demiştir : 
     “Resulüllah (A.S.) Efendimiz'e sihir (büyü) yapılmıştı. O kadar ki, Resulüllah'ın (A.S.) (bazen) yapmadığı bir şeyi yaptığını hayal ettiği oluyordu. Bir gün benim yanımda bulunduğu sırada Allah'a yapılması uygun olan duayı yaptıktan sonra, şöyle buyurdu ; “Anladın mı ya Aişe? Cenabı Hak bir konu hakkında sormak istediğimi bana bildirdi.” Ben de Ona : “Allah'ın bildirdiği nedir?” diye sorduğumda, buyurdu ki; “İki melek bana geldi” ve olayı bütün detayıyla anlattı.” (1) 
     Olayın detayı ise şöyledir : “iki adam (melek) gelip biri başucumda, diğeri ayakucumda durdu.  Biri diğerine sordu: “Bu kişiyi rahatsız edip ıstırap veren nedir?” Diğeri cevap verdi: “Sihirlenmiş (büyülenmiş)tir.” ötekisi tekrar sordu: “Kim Onun aleyhine büyü yapmıştır?” Diğeri şu cevabı verdi: “Lebid b. el-A'sam adında Beni Züreyk Kabilesi'nden bir yahudi..” Ötekisi yine sordu: “Nasıl sihir (büyü) yapmış?” “Diğeri cevap verdi: “Tarak ve tarağa takılıp kalan kılların kuru hurma kapçığı içine yerleştirilmesi suretiyle..” Ötekisi yine sordu: “O yapılan sihir (büyü) nereye konmuştur ? “Diğeri cevap verdi : “Zervan Kuyusundadır.” (Diğer bir rivayete göre. Beni Züreyk Kuyusundadır denilmiştir). 
     Bunun üzerine Resulüllah (A.S.) Efendimiz, ashabından bazı kişilerle birlikte o kuyuya gitti ve kuyuya baktı. Kuyunun üstünde bir hurma ağacı bulunuyordu. Sonra Resulüllah (A.S.) Hz. Aişe'ye (R.A.) döndü ve şöyle buyurdu“. O kuyunun suyu kına suyuna benziyordu; hurması da şeytanların başı gibiydi.” 
     Hz. Aişe (RA) devamla diyor ki ; Resulüllah'a (A.S.) şöyle dedim : “Ya Resulüllah! O sihri oradan çıkartsaydın ya..” Bunun üzerine Resulüllah (A.S.) şöyle buyurdu : “Onu çıkartacak olursam, insanlara o yüzden bir kötülük dokunmasından endişe ederim...”
     Zeyd. b. Erkam (R.A.)den yapılan rivayete göre; Yahudilerden bir adam Hz. Peygamberce (A.S.) sihir yapmış ve sihir olarak hazırladığı şeyi düğüm düğüm yapıp bir kuyuya atmıştı. Bunun üzerine Resulüllah (A.S.) Efendimiz. Ali b. Ebi Talib'i (R.A.) gönderdi. O da yapılan düğümlü sihri o kuyudan çıkartıp Resulullah'a (A.S.) getirdi. Düğümler çözüldükçe Peygamber (A.S.) hafifledi ve neşesi yerine geldi. Ama O bu olayı Yahudiye anmadı ve onun yüzünü de hiç görmek istemedi.” 
     Buna benzer bir, iki rivayet daha vardır ki, hepsi de aynı konuyu farklı anlatımlarla yansıtıyor. 
     O sebeple Muavvezeteyn (Felak ve Nas) sureleri inmiştir.” (2) 
     İLGİLİ HADİSLER 
     Müslim'in Ukbe b. Amir (R.A.)'den yaptığı rivayete göre ; Resulüllah (A.S.) Efendimiz buyurdu ki :  “Baksanıza, bu gece öyle ayetler indi ki onların bir benzeri görülmemiştir: Kul Eüzü bi-RabbH-Felak ve Kul Eüzü bi-Rabbi'n-Nas..” (3) 
     Ahmed b. Hanbel'in Ukbe b. Amir'den yaptığı rivayette, adı geçen diyor ki :  “Resulüllah (A.S.)ın bindiği devenin yularını tutup giderken bana şöyle buyurdu: “Ya Ukbe! Binmez misin?” Ben de, günah olur endişesiyle binmek istemedim. Ama Resulüllah (A.S.) indi ve ben de (ister-istemez) az bir süre bindim. Sonra yine Resulüllah (A.S.) Efendimiz bindi ve şöyle buyurdu: “Ya Ukbe! Sana insanların okuduğu iki hayırlı süre öğreteyim mi?” Ben de “Evet Ya Resulüllah!” dedim. Bunun üzerine Resulüllah (A.S.), Felak ve Nas surelerini okudu.” (4) 
     Yine Ukbe b. Amir (R.A.) diyor ki : “Resulüllah (A.S.) Efendimiz her namazın arkasından Muavvezeteyni okumamı emretti.” (5)
     Nesai'nin Ebu Abdullah b. Abis el-Cüheni (R.A.)den yaptığı rivayette, adı geçen diyor ki: “Resulüllah (A.S.) Efendimiz bana: “Ey Abis'in oğlu! İnsanların teavvuz ettiğinin(okuduğunun) en üstün olanını sana haber vereyim mi?” Ben de: “Evet Ya Resulüllah!” dedim. Buyurdu ki: “Kul Eüzü bi-Rabbi'1-Felak ve Kul Eüzü bi-Rabbi'n-Nas.. İşte bu iki sure.” (6) 
     İbn Merduye'nin Ümmu Selenle (R.A.)dan yaptığı rivayete göre, Resulüllah (A.S.) şöyle buyurdu ; “Allah yanında surelerin en üstünü, Kul Eüzü bİ-Rabbi'l-Felak ve Kul Eüzü bi-Rabbi'n-Nas'dır.” (7) 
     İmam Malik'in İbn Şihab'dan, o da Urve'den, o da Aişe (R.A.)dan yaptığı rivayete göre : Resulüllah (A.S.) Efendimiz (az da olsa) bir ağrı ve sızıdan rahatsız olunca, Muavvezeteyni okuyup kendi üzerine üflerdi.” (8) 
     PEYGAMBER (A.S.) EFENDİMİZE SİHİR (BÜYÜ) YAPILMIŞ MIDIR ? 
     Muavvezeteyn'in iniş sebebinde naklettiğimiz sahih hadislerden böyle bir olayın meydana geldiği anlaşılıyor. Olay, birçok ravi, siyerci ve muhaddis tarafından nakil ve rivayet edilmiştir. Rivayetlerin çoğunun zayıf veya mevzu olduğunu ispat eden olmamışsa da “haber-i ahad” niteliğinde oldukları kesindir. Sonra aynı olay ve konuyla ilgili olup çeşitli tariklerden yapılan rivayetlerin çokluğu dikkate alınarak bunun meşhur veya mütevatir derecesine ulaştığı da iddia edilemez. Çünkü rivayetler arasında hem ifade, hem de olayın mahiyetini işleme farkı vardır. Bu da yapılan sihir (büyü) olayının ne derece Resulüllah'ı (A.S.) etkilediğini kesin hatlarıyla ortaya koymamakta ve birtakım şüphelerin doğmasına sebep olmaktadır. 
     Şüphesiz Resulüllah (A.S.) Efendimiz Allah'ın en sevgili kulu ve en son peygamberidir. Allah'tan aldığı emirleri, inen ayet ve süreleri aynen tebliğ etmiş, en küçük bir ilave veya noksanlıktan kaçınarak Allah Kelamı'nı bütün safiyet ve tazeliğiyle korumuştur. Bunda hiç şüphe yoktur. Çünkü mevcut delil ve belgelerin çokluğu, her türlü şüphe ve tereddüdü reddedecek kuvvet ve mahiyettedir. 
     Böylece dini konularda Resulüllah'ın (A.S.) yanılması, yanlış tebliğde bulunması söz konusu olamaz. Çünkü Cenabı Hak, Onun bu yönü hakkında şu açıklamayı yaparak aksine bir düşünce ve iddiaya yer bırakmamıştır: 
     “Arkadaşınız (Muhammed) ne sapıttı, ne de azıttı. O, kendi hevesine de uyarak söz söylemez. O (Kur'an) ancak Ona vahyolunan bir vahiydir,” (9) 
     Dünya işlerinde ise, kendi peygamberlik mertebesine göre, fahiş bir yanılma ve hata yapması mümkün olmasa bile, bazı konularda az-çok yanılması söz konusu olabilir. Çünkü O da bir insandır. Namazda yanılması, hurma ağaçlarını aşılamada isabetli denemeyecek bilgi vermesi bu cümledendir. Dünya işlerinde bazı küçük yanlışların meydana gelmesi(getirilmesi) ise ümmetine örnek teşkil edecek düzeltmelerin nasıl olacağını göstermek mahiyetinde düşünülmelidir.
     O halde Hz. Aişe (R.A.) hadisinde belirtildiği üzere. Peygamber (A.S.) Efendimizin yapmadığı bir şeyi yaptığını ; işlemediği bir işi işlediğini tahayyül etmesi, eğer doğru ve kesinse, bütünüyle dünya işleriyle ilgilidir. Hem Kadı Iyaz'ın dediği gibi; Yapılan sihir (büyü) Onun dış organlarıyla ve biraz da sinir sistemiyle ilgilidir. Şöyle ki, sihir Onun dış organları ve sathi olarak sinirleri üzerinde birtakım olumsuz tesir bırakmış olabilir Kalbi ve aklı hiçbir zaman asıl ölçü ve kudretini kaybetmemiş ve sihrin tesir alanının dışında kalmıştır. (10) 
     Diğer önemli bir husus da şudur: Resulüllah (A.S.) Efendimizin sihirlendiği hakkındaki rivayetlerin hepsi böyle bir olayın meydana geldiğinde birleşiyor; ancak detayında farklılık arz ediyor. Şöyle ki :
     a) Aişe (R.A,) ile ibn Abbas (R.A.) rivayetinde. Resulüllah'a (A.S.) hizmet eden bir yahudi gulom (erkek çocuk, delikanlı/köle, hizmetçi) vasıtasıyla O'nun tarağının ve tarağa takılıp kalan birkaç kılının. büyücü yahudiye verildiği belirtilmektedir.
     b) Yalnız Aişe (RA)nın diğer bir rivayetinde ise, bu husustan söz edilmemekte, sadece Resulüllah'ın (A.S.) sihir edildiğine ve o yüzden bazı şeyleri tahayyül ettiğine yer verilerek iki meleğin Peygamber'e (A,S.) geldiği ve böylece onların yapılan sihrin hangi kuyuya atıldığı hakkında bilgi verdikleri; Peygamber (A.S.)in o kuyunun başına kadar gidip sihri (büyüyü) oradan çıkarmadığı kaydediliyor ve öylece Cenabı Hakk'ın Ona şifa verdiğine değiniliyor.
     c) Zeyd b. Erkam (R.A.)dan yapılan rivayette. Resulüllah'ın (A.S.) bir yahudi tarafından sihirlendiği ve o sebeple Melek Cebrail'in gelip haber vermesi üzerine. Resulülah'ın (A.S.) Hz. Aliyi o kuyuya gönderdiği ve yapılıp kuyuya atılan büyüyü çıkartıp getirttiği, büyü üzerindeki düğümlerden her birinin çözülmesiyle Resulüllah'ın (A.S.) hafiflediği belirtilmektedir.
     d) Diğer bir rivayette, Hz. Ali ve birlikte birkaç kişinin de gittiği konu edilmekte ve büyü üzerinde on bir düğüm bulunduğuna değinilmektedir.
     e) Nesai'nin rivayetinde ise, o büyünün sözü edilen kuyuda bir kayanın altına yerleştirildiği ve üzerinde on bir düğüm bulunduğu açıklanmaktadır. 
     Buna benzer birkaç rivayette de az farklı beyanlara yer verildiğini görmekteyiz. 
     Konuya bu açıdan bakınca az yukarıda da değindiğimiz gibi, bir sihir (büyü) olayının ortada olduğu ağırlık kazanırken, tesiri ve bulunup ortaya çıkarılması hakkında rivayetler arasında bir birlik yoktur. O bakımdan olayın detayı şüphe arz etmekte, kesin bir ifade kullanmamıza imkan vermemektedir. 
     O halde Resulüllah (A.S.) Efendimizle ilgili bir sihir (büyü) olayı vakidir; ancak bunun Onda fazla bir tesir meydana getirdiği söylenemez.
     Olayı meleğin haber vermesine gelince : Allah'a dosdoğru inanmayan ve dinin esaslarını kavrayamayan bazı sapık kişiler tarafından. insan ruhu ve duygusu veya sinir sistemi üzerinde olumsuz tesir meydana getirmek için sihir ve büyüye baş vurulduğu bildirilmekte ve buna karşı en koruyucu ayetin Muavvezeteyn olduğu haber verilmektedir. 
     Konunun diğer önemli yanlarından biri de, Kuran-ı Kerim'de tevatür derecesindeki beyanla, müşriklerin. Hz. Muhammed (A.S.) hakkında “sihirlenmiş, büyülenmiş” iddialarının kesinlikle reddedilmesidir. Zariyat Suresi 52. ayetle, gönderilen her peygamber hakkında inkarcı müşriklerin “sihir” ve “mecnun” sözünü kullandıkları bildirilerek, peygamberlerin sihirbaz ve akli dengelerinin bozuk olmadığı kesinlik arz eden bir anlatımla belirtiliyor. Resulüllah (A.S.) Efendimiz hakkında da “sihir”, “meşhur” ve “mecnun” gibi yakışıksız sözlerin kullanıldığını da görüyoruz. (11)
     Resulüllah'ın (A.S.) büyülendiğini haber veren hadisleri aynen kabul edecek olursak Kuran'da belirtilip reddedilen iddiaların doğruluğunu kabul etmiş olmaz mıyız? Hayır.. Çünkü iki konu arasında fark vardır. 
     Ancak burada beş yorum karşımıza çıkmaktadır : 
     1-Hadis ve rivayetlere göre. Resulüllah (A.S.) Efendimiz bir yahudi tarafından sihirlenmiş ve az da olsa bunun tesiri altında kalmış; sonra da Muavvezeteyn surelerinin inmesiyle sihir ve büyünün tesiri sıfıra düşürülmüştür.
     2-Konuyla ilgili hadisler ve rivayetler hem “haber-i ahad” olarak bulunuyor, hem de olayın detayında birbirinden ayrılıyor. Konu her yönüyle itikadi bir anlam taşıdığından bu gibi hadisler ve rivayetler delil ve hüccet olarak alınabilir mi ? Bu hususta İlim adamlarının farklı görüşleri olmuştur.
     3-Ayetlerle açık biçimde reddedilen “meşhur” ve “mecnun” sıfatları. olumsuzluk yönüyle Resulüllah (A.S.) Efendimiz hakkında devamlılık arz etmektedir Hadislerde belirtileni ise, gelip geçici bir sihir ve büyüdür ki, Resulüllah'ın (A.S.) ruhu, kalbi ve aklı üzerinde en küçük bir tesir oluşturmamış; sadece dış organları ve sinir sistemi üzerinde az bir tesir meydana getirmiştir.
     4-Felak Suresinin Mekke'de indiğini söyleyen güvenilir üç ilim adamı bulunuyor. Sözü edilen olayın ise Medine'de meydana geldiğine göre, bu sürenin o olayla ilgili olarak indiği söylenebilir mi? Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde olayla alakalı hadislerle ihticacın doğru olmayacağı ortaya çıkmaktadır Bu durumda hadisler üzerinde daha ciddi araştırma yapılması gerekmez mi ?
     5-Felak Suresinin Medine'de indiğini söyleyen Katade'ye ve bir rivayette İbn Abbas'a (R.A.) göre olayla süre arasında bağlantı kurmak mümkündür Ancak Mekke'de indiğini söyleyenler çoğunluktadır. O bakımdan üçüncü maddedeki yorumu tercih söz konusudur. 
     Buna bir altınca madde daha ilave edersek, şu ayet üzerinde durmamızın çok yararlı olacağını söyleyebiliriz. Şöyle ki :”Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer etmezsen, (Rabbinin sana verdiği) peygamberliği tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur ve şüphesiz ki Allah kafirleri amaçlarına eriştirmez” mealindeki Maide Suresi 67. ayetle, Resulüllah'ın (A.S.) insanlardan korunduğu ve korunacağı açıklanmaktadır. Ancak hangi hususlarda ve ne durumlarda korunacaktır? İlk akla gelen, peygamberlik görevini aksatacak her türlü saldırı ve dengesizlikten korunacağıdır. Nitekim 23 yıllık risalet dönemi tam şuur tam idrak ve tam denge içinde geçmiştir Bunda hiç şüphe yoktur O halde bunun dışında cereyan eden sözlü saldırı, yaralama, ekonomik ablukaya alınma ve benzeri tecavüzlerden korunmadığı gibi, zahiri yönü, yani bedeni ve sinir sistemi üzerinde kısmen olumsuz tesir yapan sihir ve büyüden de tamamıyla korunmadığı söylenebilir Ancak sihir ve büyünün tesirinden korunması için Muavvezeteyn sureleri indirilmiştir. Çünkü Resulüllah (A.S.) Efendimiz melek değil insandır Her insan gibi bazı şeylerden müteessir olması caiz ve mümkündür Uhud Savaşi'nda yara alıp dişinin kırılması, yürürken ayağının kayması, bozan baş ağrısı hissetmesi bu cümledendir. 
     Konuyu özetleyecek olursak şu sonucu ortaya koyabiliriz : Bir yahudi tarafından yapılan sihir (büyü)den Resulüllah (A.S.) Efendimiz zahiri yönüyle az müteessir olmuştur Ancak bu Onun peygamberlik görevini layıkıyla yürütmesine asla tesir etmediği gibi ruhu, kalbi, idraki ve aklı üzerinde de olumsuz hiçbir tesir meydana getirmemiştir. 
     Muavvezeteynin Mekke'de indiği kabul edilirse, Resulüllah’a (A.S.) sihir ve büyü yapıldığıyla alakalı hadisler ve rivayetlerin “haber-i ahad” olduğunu dikkate alarak onlarla ihticac edilmemesinin daha uygun olacağı bir çıkış yolu olarak söylenebilir Ancak bu da tartışma konuşu olmaktan kurtulamaz. 
     SİHİR VE BÜYÜ 
     İslam ilim adamları sihrin üç manaya geldiğini belirtmişlerdir ;
     1-Birtakım tahayyüllerdir(hayal ürünü şeylerdir) ki, hakikati yoktur O bakımdan sihre, “gözbağcılık” ve “gözboyacılık” da denilmiştir. Nitekim A'raf Süresi 116. ayette şöyle buyurulmaktadır: “(Musa onlara): “Önce siz atıverin” dedi. Bunun üzerine onlar hünerlerini ortaya atıverince, halkın gözlerini büyülediler ve onları hayli korkuttular da büyük bir sihir sergilediler” 
     Ayette Arapça olarak “Seharü a'yüne'nas” buyurulmuştur ki, bu bir bakıma gözbağcılık ve gözboyacılık anlamına da gelmektedir.
     2-Cin ve şeytanlarla ilgi kurup onların yardımıyla birtakım geçici harikulade olaylar ortaya koyup sergilemektir.
     3-Küfür olduğunu bile bile benimseyip bir takım afsunlarda bulunmak suretiyle bir süre eşyanın şeklini ve hareketini değiştirmektir. Firavun'un sihirbazlarının ellerindeki urgan ve sopaları halkın gözünde yılana çevirmeleri bu gruptandır. (12) 
     Büyü, bazı yöntemler kullanılarak ruh ve beden üzerinde geçici veya kalıcı olabilen  ,arıza bırakabilen  birtakım olumsuz tesir bırakmak anlamına gelir. Bu yöntem cinlerle irtibat kurmak şeklindeyse, bir bakıma sihirle birleşir. Onun için Kur'an ve hadiste “sihir” kelimesi anılarak bu kavramın yer aldığı konuya göre yorumlanabileceğine işaret edilmiştir.
     Kuran'da Musa Peygamberi (A.S.) karşı çıkartılan sihirbazlardan açık ve net biçimde söz edildiğinden, “sihir” denilen bir yöntemin mevcut olduğu kesinlik kazanıyor. Nitekim günümüzde de gerek el çabukluğuyla, gerekse gözbağcılık ve gözboyacılıkla sihir sürdürülmekte ve herkes tarafından bunun gerçek olmadığı, sadece halkın gözüne öyle yansıdığı bilinmektedir. 
     Sihir ve büyü konusu bilimsel açıdan yeterince ele alınmış değildir, Ancak bazı yöntemlerle insan ruhu ve duygusu üzerinde olumsuz tesirler icra edildiği kabul edilmektedir. 
     Resulüllah (A.S.) Efendimize yönelik yapılan sihir ve büyü şekil ve muhteva bakımından çok farklı rivayetlerle nakledildiğinden ortada bir olayın olduğu kabul edilse bile, onun şekli ve neticesi şöyle veya böyledir demek pek isabetli olmaz. 
     FELAK'IN RABBİNE SIĞINMAK 
     “Felak”, birden fazla manaya delalet eden bir kelimedir. Ashab-ı Kiram ve Tabiin'in bu hususta farklı yorum ve teshilleri olmuştur. Onları şöyle özetleyebiliriz ; 
     a) Cabir b. Abdullah'a (R.A.) göre : Sabahın aydınlığıdır. Bu da fecri sadık'ın doğmasıyla birlikte karanlık yarılmakta ve doğu ufkunda yatay olarak aydınlık belirmektedir.
     b) İbn Cerir ve İbn Merduye'nin İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayete göre: Bu kelimeyle bütün insanlar kastedilmektedir.
     c) Amr b. Anbese'ye (R.A.) göre: Cehennemde bir kuyunun adıdır. O bakımdan bu konuda Resulüllah'ın (A.S.) bir açıklaması söz konusudur ki. yine aynı sahabi onu rivayet etmiştir.
     d) Ukbe b. Amir'e göre. cehennem'de bir kapının adıdır. (13)
     e) Kelbi'ye göre: Cehennem'de bir vadinin adıdır.
     f) İbn ömer'e (R.A.) göre : Cehennem'de bir ağacın adıdır.

     Bu yorumların en sahih ve tercihe layık olanı, (a) maddesidir. Zira Hz. Aişe'nin (R.A.) vahyin ilk dönemini anlatırken “misle felaki’s sübhi” cümlesini kullandığını ve bunun “sabahın ilk aydınlığı” manasına geldiğini görüyoruz. 
     Nitekim İbn Abbas (R.A.) diyor ki: “Araplar, “Bu, sabahın felakından daha açıktır” derler ki, bununla sabahın ilk yatay aydınlığını kastederler” (14) 
    
CENABI HAKK'IN YARATTIĞI ŞEYLERDEN YİNE ONA SIĞINMAK 
     Burada ilahi uslup olarak, genellemeden sonra özellemeye geçilmiş ve yaratılanlar arasında daha çok şu üç şeyden sakınıp ilahi kudret ve inayete sığınmamız emredilmiştir : 
     1-Gecenin karanlığından,
     2-Düğümlere üfleyen falcı ve büyücülerden.
     3-Haset duygusu kabardığı zaman hasetçiden. 
     Toplumu ve aileyi en çok tedirgin eden olayların çoğu bu üçünden kaynaklanır. Gecenin karanlığı çökünce fırsatçı soysuzlar, baskın yapmak isteyen düşmanlar, çapulcu hırsızlar ortaya çıkar da karanlıktan yararlanarak birtakım gayr-i meşru yollara saparlar. 
     Günümüzde medeni geçinen Amerika'da geceleyin elektriklerin bir, iki saat kesilmesiyle nasıl bir yağmacılığın başladığını duymayan kalmadı. Kalp ve kafalarına Allah ve Ahiret korkusu enjekte edilmeyip nefsani duygularıyla baş başa bırakılan insanların her fırsatı kendi lehlerine değerlendireceklerinde şüphe yoktur. 
     Falcılık, üfürükçülük ve büyücülüğü sanat haline getirip bunları geçim vasıtası olarak kullanan ve böylece saf insanları, dini bilgisi az, genel kültürü çok zayıf olanları adeta sömüren ve bu yolla yaptığı hayali telkinlerle bazı kimseleri zan ve şüphe altında tutanlar da toplumun bir ayrı baş belası ve yüz karasıdırlar. 
     Bu konuda uzmanlaşan falcı ve büyücünün insanın sinir sistemi ve bazen de ruhi yapısı üzerinde birtakım olumsuz tesirleri olabilir. Allah'ın yüksek kudretine sığınıp O'nun ayetlerini özellikle de Muavvezeteyn surelerini okumak en tesirli yöntemdir. 
     İslam Dini, fert, aile ve toplumu bu gibi parazitlerin şerrinden korumak için birçok maddi ve manevi müeyyideler(yaptırımlar) koymuştur. En azından, gaipten haber veren kimseye baş vurmayı, ona inanmayı, haram kılıp büyük günahlardan saymış ve inanarak onlara gidip dedikleriyle amel edenin Allah'tan ve Peygamberinden ilgisinin kesileceğini ; ona doğru gidip de amel etmeyenin namazının kırk gün kabul olunmayacağını haber vermiştir. Buna karşılık ruhi depresyon geçiren, stres içinde dengesini kaybeden Müslümanlara, hiçbir maddi kazanç ve çıkar beklemeksizin sırf Allah rızası için şifa ayetlerinden okumak yasaklanmamıştır. Zira gerek Resulüllah'ın (A.S.) gerekse ashabının bu yola ve çareye de baş vurdukları sahih rivayetlerle sabit olmuştur. 
     Haset (kıskançlık), gıpta sınırını aştığı takdirde bir iç maraz halini alır ve tedavisi çok zor olur. O bakımdan İslam gıptayı meşru sayarken, hasedi haram kılmıştır. İlimde ve ahlakta kendimizden üstün olanlara; dünyalık konusunda bizden aşağıda olanlara bakmamızı ısrarla tavsiye ederken bir takım manevi müeyyideleri de birlikte ortaya koymuştur. Nitekim Resulüllah (A.S,) Efendimiz şöyle buyurmuştur : 
     “Sizden biriniz (mal ve dünyalıkça) kendisinden yukarı (üstün) olana bakmasın ; kendisinden aşağı(seviyede) olana baksın.” (15) 
     “Sizden biriniz kendisinden malca ve hilkatçe” (fiziksel yapıca) üstün kılınan kimseye baktığı zaman, hemen arkasından bu hususta kendisinden aşağı seviyede olana baksın.” (16) 
     “(Mal ve dünyalıkça) sizden aşağı(seviyede) olana bakın, sizden yukarı (üst seviyede) olana bakmayın.” (17) 
     Vekab: Birden fazla manaya delalet eder. O bakımdan müfessirlerin yorum ve tespitleri farklı olmuştur. Şöyle ki : 
     a) Gece ve gecenin ilk karanlığı,
     b) Gasak, gece; vekab, onun girmesi. 
     c) Gasak, gece; vekab onun karanlığının devam etmesi. 
     d) Gecenin soğuk havasının başlamasa 
     e) Güneş ve batması, 
     f) Ay'ın tutulması demektir.

     Bunlardan (a) ve (b) maddesindeki yorumlar ağırlık kazanmıştır. Böylece bütün serlerden ve özellikle sözü edilen üç şeyden, tedbir alıp Allah'a sığınmak, mümine Rabbi tarafından güven ve şifa havası estirir. Sonra da bu gibi hallerde Allah'ın mübarek isim ve sıfatının anılmasıyla serler defolur. 
     Bu surenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenabı Hakk'a hamd olsun. Her türlü şer ve kötülükten, dengesizlik ve azgınlıktan O'na sığınır. rahmet ve inayetini dileriz. Muavvezeteyn sureleriyle bize korunma yol ve yöntemini açıklayan Resulüllah (A.S.) Efendimize ve Onun Al ve ashabına salat-ü selamlar olsun. 
     Felak Suresiyle Nas Suresi arasındaki münasebet : 
     Bu iki süre birbirini tamamlamakta ve teavvüz konusunda her ikisi de manevi destek ve kalkan olmaktadır.

                                                                
Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.

Sayfaya Geri Dön