İhlas Suresi


dinlemek için Bilgisayarınızda flash playerin yüklü olması gerekir

Flash Playerı yüklemek için tıklayınız.

TÜRKÇE MEALİ

1-De ki : O Allah birdir.
2-Allah bütün mahlukatın ihtiyaçlarını karşılayandır.
3-O doğurmadı ve doğurulmadı.
4-Allah'a hiç bir kimse denk ve benzer olmadı.

    İNİŞ SEBEBİ 
      Buhari kendi tarihinde, İmam Ahmed kendi Müsned'inde. Tirmizi, İbn Cerir, İbn Huzayme, İbn Ebi Asım kendi eserlerinde. Beğavi kendi Mu'ceminde, İbn Münzir. Ebu'ş-Şeyh, Hakim ve Beyhaki'nin Ubeyd b. Kab (R.A.) dan yaptıkları rivayete göre :
     “Müşrikler, yani putları da ilah kabul edip Allah'a ortak koşanlar. Hz, Peygambere (A.S.) dediler ki: “Ya Muhammedi Rabbini bize vasfedip nesebinin ne olduğunu anlat.” Bunun üzerine Cenabı Hak : İhlas suresini indirdi.” (1) 
     Şüphesiz doğan her şey ölüme mahkumdur ve ölen her şeye de başkası varis olur. Cenabı Hak ise, ezeli ve ebedidir. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır ki ölüm olayıyla yüz yüze gelsin. Ölmeyecek ki başkası O'na varis olsun. 
     İhlas Suresi’yle bu incelik yansıtılmakta ve Tevhid İnancının İhlas düzeyinde korunması emredilmektedir. 
     Ebu Yala. ibn Cerir, İbn Münzir, Taberani, Ebu Nuaym ve Beyhaki'nin Cabir (R.A.)dan yaptıkları rivayete göre : “Bedevilerden biri Peygamber (A.S.) Efendimize geldi ve şöyle dedi; “Bize Rabbinin nesebini anlatır mısın?” Bunun üzerine İhlas Süresi indi.” (2) 
     İmam Süyutî bu hadisin isnadını hasenlemiştir. 
     İbn Cerir'in İbn Humayd tarikiyle Said'den yaptığı rivayete göre, adı geçen şöyle haber vermiştir: “Yahudilerden bir grup adam, Hz. Peygamber'e (A.S.) gelerek dediler ki: “Ya Muhammed,(A.S.) Allah halkı yaratmış, ya O'nu kim yaratmıştır?” Onların bu şuursuzca sorusuna çok öfkelenen Resulüllah (A,S.)ın rengi değişti. Sonra da Rabbinden yana gayret-i diniyesi kabardı ve yerinden kalkıp onların üzerine yürüdü. Derken Melek Cebrail geldi, Onu sakinleştirdi ve; “Ya Muhammed Kanadını alçalt (öfkeni yen). Onların sorduğuna karşılık Allah'tan cevap geldi ve Allah'ın şöyle buyurduğunu bildirdi : “kul huvallahu ahad..” (suresini okudu).” 
     Peygamber (A.S.) o Yahudi grubuna bu süreyi okuyunca, bu defa onlar: “Ya Muhammed! şimdi de bize Rabbini vasfedip anlat: Hilkati, pazusu, kolu.. nasıldır?” diye bir soru yönelttiler. Peygamber (A.S.) bir öncekinden fazla öfkelendi ve yerinden kalkıp onlara doğru süratle yürüdü. Derken Melek Cebrail geldi, ilk tavsiyeyi yaptı ve onların sorduğuna cevabı da getirmiş oldu. O da şu ayettir: “(Yahudiler), Allah insana hiçbir şey indirmemiştin diyerek Allah'ın kadri kıymetini, azamet ve kudretini bilip anlayamadılar..” (3) 
     İLGİLİ HADİSLER 
     Ebu Said el-Hudri (R.A.) diyor ki:  “Bir adam başka bir adamın İhlas Suresi’ni tekrar tekrar okuduğunu duyuyor ve bu sebeple onun kıraatini azımsıyor. Sabah olunca Resulüllah (A.S.) Efendimize gelip durumu anlattı. Resulüllah (A.S.) ona; “Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, bu sure Kuran'ın üçte birine denk gelir” diye buyurdu.” (4) 
    Diğer bir rivayette deniliyor ki: Resulüllah (A.S.) Efendimiz ashabına şöyle buyurdu: “Sizden biriniz bir gecede Kuran'ın üçte birini okumaktan acizlik gösterir mi?” Bu söz ashaba ağır geldi ve şöyle dediler; “Ya Resulüllah Bizden kim buna güç getirebilir?” Resulüllah (A.S.) Efendimiz onlara: “İhlas suresi Kuran’ın üçte birine muadildir” buyurdu. (5)
     Ebu Derda (R.A.)den yapılan rivayette, Resulüllah (A.S.) Efendimizin şöyle buyurduğu haber verilmektedir :  “Şüphesiz Cenabı Hak Kuran'ı üç kısma ayırmış bulunuyor: İhlas suresi üç kısmından biridir.” (6) 
     Ebu Hüreyre (R.A.) diyor ki :  “Resulüllah (A.S.) Efendimiz çıkageldi ve şöyle buyurdu : “Size Kuran'ın üçte birini okuyacağım!” Sonra da İhlas suresini sonuna kadar okudu.” (7) 
     Kutsi Hadis :  Aziz ve Celil olan Allah buyurdu : “Ademoğlu beni yalanladı; bu onun hakkı değildir. O bana sövüp saydı; bu da onun hakkı değildir. Beni yalanlaması. “Artık öldükten sonra O beni hayata geri çevirmeyecektir” demesidir. Oysa İlk yaratmak, onu öldükten sonra tekrar hayata döndürmekten daha kolay değildir. Onun bana sövüp sayması şöyle demesidir: “Allah oğul edindi.” Oysa Ben ‘Bir’ olanım; hiçbir şeye ihtiyaç duymam. Doğurmadım ve doğurulmadım. Hiçbir şey bana denk, (ortak ve benzer) olamaz.” (8) 
     Hz. Aişe (R.A.) diyor ki :  “Resulüllah (A.S.) Efendimiz bir adamı bir müfrezenin başında bir tarafa gönderdi. O da arkadaşlarına İhlas suresi ile (bütün namazları kıldırmayı) adet edindi. Müfreze dönünce durumu Resulüllah’a (A.S.) arz etti. Resulüllah (A.S ) onlara : “O adama bir sorun, niçin böyle bir uygulamada bulunuyor?” Sordular; o da şu cevabı verdi; “Bu süre Rahman olan Allah'ın sıfatıdır. O bakımdan onu okumayı seviyorum.” Bunun üzerine Resulüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu ; “Kendisine haber verin ki, Allah da onu seviyor.” (9) 
     Enes (R.A.) diyor ki :  “Ensar'dan bir adam, Kuba Mescidi'nde cemaate imamlık ediyordu. Ancak onlara kıldırdığı her namazda ne okuyacaksa, ondan önce İhlas Suresi’ni okuyordu. Öylece (diğer süre ve ayetlere) başlayıp okuyor ve her rekatta bunu böyle uyguluyordu. Cemaati ona : “Sen bu (İhlas) suresiyle başlayıp okuyorsun, sonra da onunla yetinmeyip bir diğer (sureyi) okuyorsun. ya yalnız İhlas'ı oku, ya da onu bırak başka bir süre oku” dediler O da onlara: “Ben İhlas Suresi’ni terk edecek değilim. isterseniz size bu şekilde imamlık ederim, istemezseniz, imamlığı bırakırım” dedi. Cemaat ise bu hususta onu kendilerinden üstün gördükleri için başkasının imamlık yapmasını hoş ve uygun görmüyorlardı. O bakımdan Peygamber'e (A.S.) geldiklerinde durumu Ona bildirdiler. Peygamber (A.S.) o adama : “Arkadaşlarının sana tavsiye ettiğini yerine getirmekten seni alıkoyan şey nedir? Her rekatta bu sureyi okumana seni iten sebep nedir?” diye sordu. Adam şu cevabı verdi: “Ya Resulüllah O sureyi çok seviyorum.” Bunun üzerine Resulüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu : “İhlas Suresi’ni sevmen, seni Cennete sokacaktır.” (10) 
     Ebu Said el-Hudri (R.A.) diyor ki :  “Ashabdan Katade b. Mumun (R.A.) bütün bir gece İhlas Suresi’ni tekrarlayıp durdu. Onun bu durumu ve tutumu Resulüllah’a (A.S.) bildirilince, şöyle buyurdu : “Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki. bu sure Kuran’ın yarısına veya üçte birine denk gelir.” (11) 
     Ubey b. Kab (R.A.) veya Ensar'dan bir adam diyor ki :  “Resulüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu : “İhlas suresini okuyan kimse. Kuran’ın üçte birini okumuş gibi olur.” (12) 
     İmam Malik’in yaptığı rivayete göre, Ebu Hüreyre (R.A.) şöyle demiştir; “Resulüllah (A.S.) ile birlikte geliyorduk. Derken bir adamın İhlas Suresi'ni okuduğunu duydu ve şöyle buyurdu: “Vacip oldu!” Ben de: “Ya Resulüllah! Ne vacip oldu?” diye sordum. Buyurdu ki : “Cennet vacip oldu (ona).” (13) 
     Muaz b. Habib'in babası şöyle demiştir :  “Hem susadık, hem de karanlıkta kaldık. Bu arada Peygamberin (A.S.) gelip bize namaz kıldırmasını bekledik. Az sonra Peygamber (A.S.) çıkageldi ve benim elimden tuttu da şöyle buyurdu: “Söyle!” Ben sustum, bir şey demedim. O yine: “Söyle!” diye emretti. Ben de: “Ne söyleyeyim?” diye sordum? Buyurdu ki: “Her gün akşam ve bir de sabahleyin üçer defa İhlas ve Muavvezeteyn (Felak ve Nas Suresi)i oku. (Evet) her gün iki defa okuman sana yeter.” (14) 
     Muaz b. Enes el-Cüheni'nin babasından yapılan rivayette, Resulüllah (A.S.) şöyle buyurmuştur: “Kim, İhlas Suresi'ni sonuna kadar on defa okursa, Allah onun için Cennette bir saray yapar.”  Bunun üzerine Ömer (R.A.) :  O takdirde biz bunu çokça okur, sarayların çoğalmasını arzularız” dedi. Resulüllah (A.S.) ona: “Allah daha fazla çoğaltandır ve daha güzelini verendir.” (15) 
     Hz. Aişe (R.A.) diyor ki :  “Resulüllah (A.S.) Efendimiz her gece döşeğine uzanacağı zaman iki avucunu birleştirip üflerdi : İhlas suresini ve Felak suresi  ile Nas suresini okur, avucuna üfler ve önce başına ve yüzüne sürmek suretiyle bedeninin her tarafına dokundurur ve bunu üç defa tekrarlardı.” (16)
     İHLAS SÜRESİ KUR'AN'IN ÜÇTE BİRİNİN ÖZETİDİR 
     İhlas Suresi, “Tevhid inancının özünü ve mayasını oluşturmaktadır. O bakımdan bu sureyle her çeşit küfür, inkar, şirk ve Cenabı Hakk'a yakışmayan sıfatlar reddedilmekte, ezeli ve ebedi kudret sahibi olan Allah'ın varlığı ve birliği en anlamlı ve kamil manada kalp ve kafalara işlenmektedir. 
     Bunun için İslam’da ve Kuran’da İhlas Suresi'nin ayrı bir yeri ve büyük önemi söz konusudur. Kuran'ı Kerim iyice incelendiğinde, üçte birinin “Tevhid İnancayla, ilahi isim ve sıfatlarla, buna ters düşen çarpık akide ve görüşleri redle içice olduğu görülür.. Hadiste ifadesini bulduğu gibi, “İhlas Süresi, Kuran'ın üçte birine denktir” sözü, üzerinde dikkatle durulacak bir gerçeği yansıtmakta ve bu surenin taşıdığı mana ve hükümlere daha ciddi yönelmemizi ilham etmektedir. Böylece İhlas Suresi'ni sözü edilen açıdan tefsir edebilmek için birkaç cilt olacak bir emeğin ortaya çıkacağını unutmamak gerekir. 
     Hiç şüphe yok ki, İhlas Suresi, kainatın denge ve düzeninin formülü ; onun bir bütünlük içinde hareketinin planı, ilahi vahdaniyetin beyanı ve Cenabı Hakkin tek tasarruf sahibi bulunduğunun programıdır. O bakımdan ashab ve tabiinden birçok ilim adamı, göklerle yerin İhlas Suresi üzerine kurulduğunu belirtmiştir. O nedenle bu süre kainatta mutlak surette hakim olan ilahi tasarrufu yansıtmakta ye Allah'ı, kemal sıfatlarıyla bilmenin anahtarını vermektedir. 
     İhlas Suresinin bu kadar geniş konuları içerip Kuran'ın üçte birini özetlediğini dikkate alanlar onun yirmi kadar ismini tespit etmişlerdir. Nitekim Fahruddin Razi onları şöyle sıralamıştır :
     1-Tefrid Suresi
     2-Tecrid Suresi
     3-Tevhid Suresi
     4-İhlas Suresi
     5-Necat Suresi
     6-Velayet Suresi
     7-Nisbet Suresi
     8-Marifet Suresi
     9-Cemal Suresi
    10-Mukaşkışa Suresi
    11-Muavvize Suresi
    12-Samed Suresi
    13-Esas Suresi
    14-Mania Suresi
    15-Muhzar Suresi
    16-Müneffere Suresi
    17-Beraet Suresi
    18-Müzekkire Suresi
    19-Nur Suresi
    20-Eman Suresi 

     Açıklama ; 
     Tefrid : Allah'ı birleyip eşi. ortağı olmadığını vurgular.
     Tecrid : Cenabı Hakk'ı. kendisine yakışmayan, zat-i uluhiyetine ters düşen bütün sıfat ve benzerlerden ayırıp O'nu kudretinin sınırsızlığına yakışan sıfatlarla belirler.
     Tevhid : Cenabı Hakk'ın varlığını, birliğini, eşsizliğini, ortaktan ve yardımcıdan beri olduğunu ispatlar. 
      İhlas; Sadece Cenabı Hakk'ın selbi sıfatlarıyla anılmasını emreder. Zira bu sıfatlar O'nun Celaline yakışan sıfatlardır; yakışmayan bütün sıfatları selb edip atar. 
     Aynı zamanda bu suredeki beyana inanıp benimseyen kimse, Allah'ın dininde ihlas (samimiyet ciddiyet) üzere olur. Bu inançla ölen kimse Cehennemden kurtulur. 
     Necat: Okuyup dosdoğru iman edeni, dünyada küfür ve şirkten; ahirette de ateşten kurtarır. 
   Velayet: Bu süreyi edeple okuyan kimse Allah'ın dostlarından olup velayet makamına yükseltilir. 
     Nispet: Allah'ın nesebini soranlara en susturucu ve doyurucu cevap olur.
     Marifet: Allah'ı bilmek ancak bu sureyi bilmekle tamamlanır ve O'nun varlığı, birliği bu süreyle özetlenip kalplere işlenir.
     Cemal: Allah hep Cemil'dir, zatına has güzelliktedir ve güzelliği sever. Bu süreyle O'nun güzelliği hem yansıtılır, hem de o güzelliğin tecellisine mahzar olmamız istenir. 
     Mukaşkışa ; Bu sureyi bilip anlayan kimse, şirk ve nifak hastalığından uzak olur. Bu hususta manevi şifaya kavuşur.
     Samed : Bu süre ile Allah'ın mutlak gani olduğu, hiçbir şeye ve şahsa muhtaç olmadığı ve her şeyin aralıksız O'na muhtaç durumda olduğu vurgulanır. 
     Esas : Göklerle yer bu surenin esası üzerine kurulmuştur. Öyle ki “Tevhid” kainatın temeli ve hikmeti kılınmıştır. Nitekim Cenabı Hak bu inceliğe değinerek, “Tevhid”e ters düşen akidenin ne kadar şuursuzca, bilgisizce bir yakıştırma olduğunu şöyle açıklamaktadır: “Rahman (olan Allah) çocuk edindi” dediler. And olsun ki çok çirkin ve de büyük bir söz ortaya attınız. Neredeyse Rahmanca çocuk isnat etmelerinden dolayı gökler çatlayacak, yer varılacak ve dağlar yıkılıp çökecek!” (17) 
     Mania : Bu süreyi okuyup gereğince amel edene kabir azabı dokunmaz ve Cehennem kokusu ona uzanmaz. Çünkü bu sure onlara engel olur. 
     Muhzar : Bu sure okununca melekler hazır olup onu kemal-i edeple dinlerler. 
     Müneffere : Bu sure okunmaya başlanınca şeytan oradan uzaklaşır. 
     Beraet: Bu sureyi okuyan bir adam için Resulüllah (A.S.) Efendimiz :  “Gerçekten bu adam şirkten (Allah'a ortak koşmaktan, O'nu inkar etmekten) uzak öldü” buyurmuştur. Aynı zamanda bu sureyi okuyup gereğince amel edene ateşten kurtulma beratı verilir. 
     Müzekkire ; Bu süre, okuyucusuna ve dinleyicisine halis, katıksız “Tevhid”i hatırlatır. 
     Nur: Bir olan, eşi. dengi, ortağı, benzeri olmayan Cenabı Hak göklerin ve yerin Nur'udur. Böylece “Tevhid”, kainatın temeli olduğu gibi nuru da bulunuyor. 
     Eman : Kutsi Hadiste Şanı Yüce Allah buyurdu : “Kulum LA İLAHE İLLALLAH deyince benim Kale’me girmiş olur. Artık kim benim Kale’me girerse azabımdan emin olur.” 
     CENABI HAKK'A HAS BİR SIFAT : “AHAD” 
     “De ki: O Allah Bir'dir.” 
     “Bir”dir diye çevirisini yaptığımız “ahad” ancak sıfat olarak Cenabı Hak hakkında kullanılır. Öyle ki, “Allahu Ahad” denilir. “Resulün Ahad”. “dirhemün ahad” denilmez. Sadece “Resulün vahid”. “dirhemün vahid” denilir. Nitekim Ebulbaka'ya göre, “ahad” kelimesinin hemzesi aslidir, yani kelimenin kendisindendir. “Vahid”de tahsis yoktur, ama “ahad”da tahsis vardır, şöyle ki: “Layukavimuhu vahidün” denilince, “Bir kişi ona mukavemet edemez” demek olur. Böylece iki veya daha fazla kişinin ona mukavemet edeceği hemen zihnimizde belirir. Ama “La yukavimuhu ahadün” denilince, “Hiç kimse ona mukavemet edemez” manası ortaya çıkar. Hem “vahid” sayılara girmekte, “ahad” girmemekte, birler basamağında yer almamaktadır. Aynı zamanda ayette “ahad” kelimesinin nekre (belirsiz)
kullanılması üzerinde durularak “es-Samed” sıfatının marife (belirli) kullanılmasına nispetle ayrı bir mana ve hüküm taşıdığı söz konusudur. Şöyle ki: “Ahad”, zat-i ilahiye has olup başkası hakkında pek kullanılmadığı için belirsiz getirilmiştir. Samed sıfatı az değişik manayla insanlar hakkında da kullanıldığı için belirli olarak kullanılmıştır. 
      ALLAH SAMED'DİR 
      Cenabı Hak mutlak anlamda “samed”dir. Hacetler hissedildikçe O'na baş vurulur; ihtiyaç doğdukça O'nun kapışma yönelinir ve O, bütün hacetleri noksansız karşılama kudretine sahiptir. Nitekim İbn Abbas (R.A.) ile Dahhak de bu sıfatı belirttiğimiz şekilde yorumlamıştır. 
     Bununla beraber bu sıfatı az farklı şekilde manalandırıp yorumlayanlar da olmuştur :
     1-Sıkıntılı ve darlıklı günlerde, ihtiyaçların arttığı dönemlerde kendisine baş vurulan seyyid (efendi, ileri gelen)...Zira bu mana ile “samed” insana sıfat olmaktadır.. Aynı zamanda o seyyidin de öyle günlerde baş vurmak isteyeceği bir merci söz konusudur.
     2-Daim ve baki olan,
     3-Ubey b. Kab'e (R.A.) göre: Doğurmayan, doğurulmayan demektir ki. “Lem yelid ve lem yüled” cümlesi bu sıfatın bir bakıma tefsiri oluyor.
     4-Hz. Ali (R.A.). Ebu Vail Şakik b. Seleme ve Sufyan’a göre : Samed, şu seyyiddir ki onun efendiliği ve baş olmalığı çeşitli şeref ve kerem doğrultusunda doruğuna yükselmiştir.
     5-Ebu Hüreyre'ye (R.A.) göre: Her şeyden ve herkesten müstağni olan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu zat demektir.
     6-Süddi'ye göre : Rağbet edilecek konularda maksat; musibet ve sıkıntılarda yardımı matlup olan zat demektir.
     7-Hüseyin b. Fazl'a göre : Dilediğini yapan, yapabilen; irade ettiğini hükmeden, hükmedebilen zat demektir.
     8-Kendisinde hiç kusur bulunmayan kamil ve ekmel zat hakkında da kullanıldığı vakidir.
     9-El-Hasan. İkrime ve İbn Cübeyr'e göre : Cevfi (karın boşluğu, iç boşluğu) olmayan demektir. 
     Birinci ve ikinci yorum ağırlık kazanmıştır. Biz de ayetin mealini ve tefsirini ona göre düzenledik. 
     'O' DOĞURMAMIŞTIR, DOĞURULMAMIŞTIR 
     Arap müşrikleri, “Melekler Allah'ın kızlarıdır”; Yahudiler. “Üzeyr, Allah'ın oğludur”; Nasara (Hıristiyanlar), “İsa. Allah'ın biricik oğludur” diyerek “Ahadiyet Akidesi”ni bozdular. “Tevhid İnancı” na ters bir yol tuttular. Cenabı Hak, zat-ı uluhiyetinin bu gibi beşeri sıfatlardan pak ve münezzeh bulunduğunu belirterek “ahad”. “samed” sıfatlarıyla mevsuf bulunduğunu; doğurmanın ve doğurulmanın sonradan yaratılan canlılara ait bir sıfat bulunduğunu, bu gibi sıfatların da kendisine nispet edilemeyeceğini, “Lem yelid velem yuled..”cümlesiyle açıklamakta ve yukarıda belirtilen çarpık inançları reddetmekte ve dolayısıyla hem Tevrat'ta, hem de İncil'de böyle bir akideye yer verilmediğini; ancak bu kitaplara insan sözünün karışmasıyla “Tevhid İnancının zedelendiğini dolaylı şekilde bildirmektedir.
     Çünkü örneğin ;  Allah'ın doğurulduğunu veya doğurduğunu söyleyecek olursak, illet-malul (sebep-sonuç) zincirini kesintisiz sonsuza dek uzatarak fasit bir daire içinde sıkışıp kalırız ve olumlu hiçbir sonuç elde edemeyiz. Bilimsel olarak da illet-malul(sebep-sonuç) zincirinin bir noktada kesilmesi gereklidir. İşte o nokta Cenabı Hakk'ın zatıdır, yani O. illet-i ula (ilk sebeptir), O'nun üstünde bir illet(sebep) yoktur ki ‘O’ malul(sonuç) olsun. 
     ALLAH'IN DENGİ ve BENZERİ YOKTUR 
     “Hiçbir şey O'na denk ve benzer değildir (ve olamaz da).” 
     Allah ezeli ve ebedidir. O, kemal sıfatlarıyla ve o sıfatların tecelli ve tezahürleriyle tanınır ve bilinir. Zatı bilinmez. O, hep birdir. Dengi, benzeri. Nazırı, arkadaşı, eşi ve evladı yoktur. Çünkü O, ne doğurmuş, ne de doğurulmuştur. Başlangıcı yok ki, baba ve anası düşünülebilsin. Rakibi yok ki, dengi ve benzeri bulunsun. O nasılsa öyledir ve hep olduğu gibi kalacaktır. Zira O'nun varlığı, O'nun hakikatinin gereğidir O'nun hakikati ise, yokluğu asla kabul etmez, yani yokluk O'na arız olamaz. Diğer hakikatler ise, yokluğu kabule müsaittir. Öyle ki, Allah'ın zatı nasıl öncesiz. sonrasız, bölünmez ve değişmezse, O'nun sıfatları da öncesiz ve sonrasızdır. Bunun için Cenabı Hakk'ın zatının dengi, benzeri, ortağı yoksa, sıfatının da öyle. Mesela O'nun ilmi eşsiz ve benzersizdir. Çünkü O'nun İlmi ne zaruri, ne de istidlalidir; ne duygudan istifade edilmiş, ne de rivayetten sağlanmıştır. Onda yanılma, sapma, hata ve kayma söz konuşu olamaz. Sonradan yaratılıp vücudu mümkün olanların ise. ilimleri belirtilen yollardan elde edilir ve her zaman yanılma payı söz konusudur. 
     ALLAH'IN EZELİ VE EBEDİ OLDUĞUNU BELİRLEYEN DÖRT SIFAT 
     Şüphesiz ki gerek kainatın her parça ve ünitesinde, gerekse bütünlüğünde hakim olan plan, program, denge ve düzen, mutlak bir yaratıcının varlığını ve birliğini ispatlamakta ve en ince hesapların, en mükemmel fiziksel ve kimyasal kanunların birbirini izlemesi ve tamamlaması. kainatın oluşmasında tesadüfün yeri bulunmadığını kesin biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu yaratıcının zatını ve mahiyetini bilmemiz mümkün değildir. Çünkü o üç boyutun, (diğer bir görüşe göre dört boyutun(18)) dışındadır; zaman ve mekan kavramlarıyla kayıtlı değildir. O bakımdan da her türlü ölçünün ve takdirin üstünde ve ötesindedir, İnsanlar ve diğer canlılar ise, böyle değildir. Her bakımdan sınırlıdır ve insanın aklı. düşüncesi ve duygusu da sınırlıdır. Böyle olunca da. sınırsız olan Cenabı Hakk'ın zatını idrak etmesi; O'nun hüviyet ve mahiyetini bilip kavraması mümkün değildir. 
     Gerçek bu olunca, biz o öncesiz ve sonrasız yüksek kudreti ancak sıfatlarının tecelli ve tezahürleriyle bilmekte ve iman etmekteyiz.
     İşte konumuzu oluşturan İhlas Suresi bizi bu hakikate götürmekte ve Cenabı Hakk'ın varlığını ve birliğini tanıtan dört cami (toplayıcı) sıfatını vermektedir :
     1-Samed
     2-Lem yelid
     3-Velem yüled
     4-Velem yekun lehü küfuven ahad.

     Açıklama :  Bir olup öncesiz ve sonrasız olan Zat-ı Hakk'ın hiçbir şeye muhtaç olmaması ; ama varlıkta mevcut olan her şeyin istisnasız ve aralıksız O'na muhtaç bulunması ve O'nun mutlak anlamda müstağni olması gerekir. O bakımdan “samed” sıfatı bu ve benzeri mana ve özellikleri taşımakta; Allah hakkında vaki bütün şüpheleri reddetmektedir. 
     Cenabı Hakk'ın bir ve samed olması ise. O'nun doğurmayacağını ve aynı hikmetle doğurulmadığını; sonra da O'nun dengi ve benzerinin söz konusu olamayacağını zaruri kılmaktadır. İşte ikinci, üçüncü ve dördüncü sıfatlar O'nun bu özelliklerini yansıtmakta ve her türlü şirki reddetmektedir. 
     Bunun için Resulüllah (A.S.) Efendimiz: “Kul Huvallahu Ahad (suresi), Kuran'ın üçte birine denktir” buyurmuştur. 
     İhlas Suresiyle Felak Suresi arasındaki münasebet : 
     İhlas Suresiyle, Cenabı Hakk'ın öncesiz ve sonrasız olduğu belirtilirken, O'nun her türlü sınır, ölçü, takdir ve tespitin ötesinde ve üstünde olan varlığı ve birliği açıklandı. Arkasından dört ayrı sıfatı sıralanarak O'nun benzersiz özellikleri konu edildi. 
     Felak Suresiyle, yukarıda belirtilen sıfat ve özellikleriyle tanınan, bilinen Cenabı Hakk'ın her çeşit şer ve kötülükten sığınılacak tek mercii olduğu açıklanıyor. 
     Bize bu sürenin de tefsirini müyesser kılan Zat-i Ahad'a sonsuz hamd-u senalar; O'nu bize sıfatlarıyla ve o sıfatların tecelli ve tezahürleriyle tanıtan, doyurucu, inandırıcı ve kalıcı bilgi veren Resulüllah (A.S.) Efendimize salat-ü selamlar olsun.

                                                              
Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.

Sayfaya Geri Dön