Sureleri dinlemek için Bilgisayarınızda flash playerin
yüklü olması gerekirFlash Playerı yüklemek
için
tıklayınız.
TÜRKÇE MEALİ
1- (Ey Muhammed ) De ki : Ey kafirler.
2- Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmeyeceğim.
3- Siz de benim ibadet ettiğime ibadet ediciler değilsiniz.
4- Ve ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet edici olmadım.
5- Sizde benim ibadet ettiğime ibadet ediciler değilsiniz.
6- Sizin dininiz sizin içindir, benim dinim de benim içindir.
İNİŞ SEBEBİ
Taberani ve İbn Ebi Hatim'in yaptığı rivayete göre. İbn
Abbas (R.A.) şöyle demiştir: “Kureyş’in ileri gelenleri, Hz. Muhammed’e (A.S.)
mal vermek suretiyle Mekke'deki en zengin adamdan daha zengin olmasını; kadınlarından
da istediğiyle evlenmesini sağlayacaklarını ve buna karşılık Onun putlara dil
uzatmamasını. onları kötü olarak anmamasını teklif ettiler. Sonra da şunu ilave
ettiler: “Eğer bu teklifimize rıza göstermezsen bari sen bizim tanrılarımıza bir
yıl ibadet et!” diye ikinci bir teklifte bulundular. Bunun üzerine : “De ki: Ey
cahiller Siz bana Allah'tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?”(1) mealindeki
ayet indi.
Abdurrezzak'ın Vehb'den yaptığı rivayete göre adı geçen
şöyle demiştir : “Kureyş kafirleri, İkinci defa Hz. Muhammed'e (A.S.) dediler
ki: İster misin, biz sana bir yıl uyalım ve sen de bir yıl süreyle bizim dinimize
dönersin. (Böylece) aramızdaki ihtilaf kalkmış olur.” Bunun üzerine Cenabı Hak,
Kafirun Suresi'ni indirdi.(2)
Ebu'l-Hasan Nisaburi'nin tespitine göre:
“Kureyşlilerden bir grup adam, Hz. Muhammed'e (A.S,) şöyle öneride bulundu : “Ya
Muhammed Haydi gel de bizim dinimize uy, biz de senin dinine uyalım; sen bizim
ilahlarımıza ibadet et, biz de senin ilahına ibadet edelim ve bunu bir yıl süreyle
devam ettirelim. Eğer senin getirdiğin din bizim dinimizden hayırlı ise, o takdirde o
hayırda sana ortak oluruz da ondan nasibimizi alırız. Yok bizim dinimiz seninkinden
hayırlı ise. o takdirde sen o hayırda bize ortak olur ve nasibini almış
olursun.”
Bu son derece cahilce öneriye, Hz. Muhammed (A.S.) şu cevabı
verdi : “Başkasını Allah'a ortak koşmaktan yine Allah'a sığınırım.” Bunun
üzerine Cenabı Hak, Kafirun Suresi’ni indirdi.(3)
İniş sebebiyle ilgili birkaç rivayet daha bulunuyor; ancak
hepsini buraya nakletmeye gerek görmedik. İLGİLİ HADİSLER
Müslim’in yaptığı rivayete göre, Cabir (R.A.) şöyle
demiştir: “Resulüllah (A.S.) Efendimiz bu süreyi ve Kul Huvallahu Ahad suresini
tavafın iki rek'atinde okudu.”(4)
Yine Müslim'in yaptığı rivayete göre, Ebu Hüreyre (R.A.)
diyor ki; “Resulüllah (A.S.) Efendimiz, Kafirun Süresi'yle İhlas Suresi'ni
sabahın iki rek’atinde okudu.” (5)
İmam Ahmed'in rivayet ettiği ve Tirmizi'nin hasenlediği
hadiste, İbn Ömer (R.A.) diyor ki: “Resulüllah (A.S.) Efendimiz sabahın iki rekat
sünnetinde Kafirun Süresi'yle İhlas Suresi’ni yirmi küsur defa okudu veya on küsur
defa okudu,” (6)
Hakim'in tahric edip sahihlediği rivayette Ubey b. Kab (R.A.)
diyor ki: “Resulüllah (A.S.) Efendimiz, vitir namazını (Sebbih isme Rabbike,
Kul Ya Eyyuhe'l-Kafirun ve Kul Huvallahu Ahad ile kıldı.” (7)
Taberani'nin el-Evsat'da İbn Ömer (R.A.)dan yaptığı rivayete
göre, Resulüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Kul Huvallahu Ahad Suresi
Kuran’ın üçte birine; Kul Ya Eyyühe Kafirun Süresi Kuran’ın dörtte birine
muadildir (denk gelir).
Nitekim Resulüllah (A.S.) sabahın iki rekat (sünnetinde) bu
iki sureyi okurdu.(8)
Taberani'nin es-Sağir'de. Beyhaki'nin eş-Şa'b'de yaptığı
rivayete göre: Sa'd b. Ebi Vakkas (R.A.), Resulüllah (A.S.) Efendimizin şöyle
buyurduğunu nakletmiştir : “Kim Kul Ya Eyyühe'l-Kafirun Suresini okursa,
Kuranın dörtte birini okumuş olur.” (9)
İmam Ahmed'in yaptığı rivayete göre Peygamber'e (A.S.)
erişen bir şeyh şöyle demiştir : “Resulüllah (A.S.) Efendimizle beraber bir sefere
çıktım. Kul Ya Eyyühe'l-Kafirun Suresini okuyan bir adama uğradı ve bunun üzerine
şöyle buyurdu.“Şu adam cidden şirkten beri olmuştur.”
Bir diğer adam ise. Kul Huvallahu Ahad Süresini okuyordu.
Resulüllah (A.S.) onun için de şöyle buyurdu: “Bununla Cennet ona vacip oldu.” Bir
diğer rivayette: “Bu adamın günahları bağışlandı” buyurdu.(10)
Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi. Nesai ve Hakim'in sahihleyip
yaptığı rivayete göre : Muaviye el-Eşcai'nin babası, Hz. Peygambere
gelerek şöyle demiştir : “Ya Resulüllah Döşeğime gelip uyumak istediğimde
ne söyleyeceğimi bana öğret” Efendimiz (A.S.) ona şöyle buyurmuştur :
“Kul Ya Eyyühe'l-Kafirun Suresini okuduktan sonra uyu. Çünkü gerçekten bu süre
şirkten beraattır.”(11)
Ebu Yala İle Taberani’nin İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı
rivayete göre. Resulüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur ; “Okuduğunuz
zaman sizi Allah'a ortak koşmaktan kurtaracak bir kelimeyi göstereyim mi?
Uyuyacağınız zaman Kul Ya Eyyühe'l-Kafirun Suresini okuyunuz.”(12)
İbn Merduye'nin Zeyd b. Erkam'dan (R.A.) yaptığı rivayete
göre. Resulüllah (A,S.) Efendimiz buyurdu ki : “Kim Kul Ya Eyyühe'l-Kafirun
İle Kul Huvallahu Ahad süreleriyle Allah'a kavuşursa, onun üzerine hesap
yoktur.” (13) BÜTÜN KAFİRLERE HİTAP
“De ki: Ey küfre saplanıp kalanlar.”
Küfr"ün delalet ettiği mana çok açık ve nettir.
Sözlük olarak: “Gizlemek. örtmek” demektir. Bu manayla nankör kafir hakkı
gizleyip örtmekte olduğundan kendisine bu sıfat verilmiştir.
Ziraatçı tohumu toprağa atıp üstünü örterek onu belirsiz
kıldığı için ona da “kafir” denilmişse de. zamanla bu sıfat sözlük manasında
kullanılmadığından artık ziraatçiye “kafir” denilmez olmuştur.
Şer'i terim olarak kafir, Allah'ın varlığını veya
birliğini veya son peygamberle gönderdiği esaslardan ve sarih hükümlerden birini veya
tamamını red ve inkar eden kimseye sıfat olarak gelmektedir.
O bakımdan küfür dört kısımda düşünülmüştür :
1-Küfr-i inkari :
Bu, Cenabı Hakk'ı hiçbir suretle bilmeyip O'nun varlığını
ve birliğini ikrar ve itiraf etmemektir.
2-Küfr-i cuhudi :
Bu, hakkı kalp ile bilip dil ile ikrar etmemek ve zahiri inkarda
ısrar etmektir. İblisin küfrü bu kısma girer.
3-Küfr-i iradi :
Bu, hakkı kalp ile bilmek ve dil ikrar etmek ve buna
rağmen kin ve hased duygusunuz aynı zamanda bencilliğin galip gelmesinden dolayı
İslam'a girmekten kaçınmaktır.
Diğer bir tarifle, “Hakikati bilip ikrar etmek, ama onu
kabulden kaçınmaktır.”
Ebu Talibin küfrü buna misal teşkil eder.
4-Küfr'i nifaki :
Bu, hak ve hakikati dil ile ikrar edip kalben ona inanmamaktır.
Münafıkların küfrü bu kabildendir.
Böylece İslam'a göre, dini esaslardan ve sarih hükümlerden
birini red ve inkar edene. mesela Allah'a ortak koşana, Hz. Muhammed'i (A.S.) peygamber
kabul etmeyene veya Onu küçük düşürmeğe yeltenene; Hz. Muhammed'i (A.S.) sadece
akıllı ve zeki bir adam sayıp ilahi vahye mahzar olmadığını iddia edene; nass ile
sabit olan ilahi hükümlerden birini kabul etmeyene; helali haram, haramı da helal
sayana “kafir” denilir.
O bakımdan sürenin basında “Ey kafirler” nidası, sadece
Kureyş müşriklerini veya Arap Yarımadası’ndaki inkarcı sapıkları değil,
kıyamete kadar ortaya çıkacak olan her inkarcı nankörü; İslami esasları reddeden
her münkiri; Allah'a ortak koşan her müşriki kapsamaktadır. SERT BİR HİTAP
“Ey kafirler” veya bizim verdiğimiz meale göre. “Ey
küfre saplanıp kalanlar” hitabı oldukça serttir. Kuran’da bu tarz ağır bir
seslenme çok nadirdir. Çünkü alemlere rahmet olarak gönderilen Son Peygamber Hz
Muhammed (A.S.) şefkat, merhamet, hoşgörü, nezaket ve nezahetin doruğunda
bulunuyordu. Ancak ilahi hakikatleri red ve inkar edip İslam’a kin ve düşmanlık
zehrini kusanlara karşı O bu sıfatlarının çizgisini biraz asarak sertleşmekten
kaçınmamıştır. Hem O, görevli bir peygamberdir Allah'tan indirileni aynen tebliğ
etmekle yükümlü bulunuyordu. O bakımdan Hakk'ı ve hakikati red ve tahrif edenlere
böylesine sert bir seslenişte bulunması normal kabul edilir.
Ancak bu seslenişin taşıdığı bir başka hüküm de söz
konusudur O da İslam'a göre küfür ehlinin tek millet sayılmasıdır. İnkarcı
nankör ister dini esas ve hükümlerden birini red ve inkar etsin, ister bir kişiyi
ilahlaştırsın, isterse Allah'ı bilmekle beraber putları şefaatçi kabul etsin fark
etmez.
Nitekim Mekkeli müşriklerin çoğu Allah'ın varlığını kaba
çizgileriyle az-çok biliyor ve kabul ediyorlardı. Ama tapındıkları putları
kendilerini Allah'a yaklaştıran ortaklar ve şefaatçiler olarak umuyorlardı. Buna
rağmen Kafirun Suresi’nin baş kısmındaki kafirlere hitabın ilk muhatabı onlar idi.
Hıristiyanlar da Allah'ın varlığına inanıyor, ama Tevhid İnancı’na ters düşen
yeni bir inanç sistemi (üç ilah iddiası) ortaya atıyorlar. O bakımdan onlar da bu
yönleriyle sözü edilen hitabın kapsamında bulunuyor. İSLAM HİÇBİR SİSTEME UYDURULAMAZ
“Sizin taptığınıza tapmam (ve) tapmayacağım da. Benim
taptığıma da sizler tapıcılar değilsiniz..”
Bu müstesna anlatım tarzı birçok incelikleri içermektedir.
Şöyle ki : Geleceği olumsuz kılan “la” edalıyla gelen “a'budü”. İslam'ın
kıyamete kadar tazeliğini koruyarak ibadet ve dindarlığın, ilahi düzenlemeye
göre yaşamanın kamil ve mükemmel ölçüsünü getirmiştir Hükümleri kusursuz,
sistemi emsalsizdir. O bu özelliğiyle insan kalbini ve kafasını hakikatle doldurmakla
kalmaz, dosdoğru uygulandığı takdirde fert, aile, toplum ve ülkeleri huzur, güven,
denge ve düzene kavuşturur. Aklı eren insanların özlemini duyup da bir türlü
erişemediği gerçek mutluluğun bütün esas ve prensiplerini beraberinde taşır.
Onun için başta Resulüllah (A.S.) Efendimiz olmak üzere,
hiçbir mümin Allah'a ibadette ve Allah adına yeryüzünde faaliyet göstermekte ve
Kuran'a göre yaşamakta başka hiçbir işleme ihtiyaç duymaz. Çünkü Cenabı Hakk'ın
Kuran’da formüle ettiği hayat düzeni. O'nun sıfatları kadar kusursuz ve
mükemmeldir.
Günümüzde kapitalizmin ve sosyalizmin kurbanı olup
boğazlarına kadar faize gömülen bazı kısır ve sığ bilgili Müslümanların bu
Yahudi sistemini mubah sayıp İslam'ı bu konuda yabancı, aynı zamanda sömürücü bir
sistem uydurmaya çalışma gayretleri çok üzücü ve düşündürücüdür Oysa İslam
kendine has, insanların hayrına yönelik bütün esas ve prensipleriyle ilahidir. O
bakımdan onun hükümlerinde istediğimiz gibi tasarrufta bulunma hakkına sahip
değiliz. Onun, indirildiği gibi korunduğu ve her hükmü yine Onun bütünlüğü
içinde değerlendirildiği takdirde hikmet ve anlamı, amaç ve gayesi anlaşılabilir.
Zedelendiği hükümleri başka sistemlere uydurulduğu zaman ilahi olma hüviyetini
kaybeder.
Bunun için Cenabı Hak önce Resulüne, sonra da her mümine şu
emir ve mesajı vermektedir: “De ki; Ey küfre saplanıp kalanlar Sizin taptığınıza
tapmam ve tapmayacağım da.”
Böylece Allah'ın insanlığa en büyük armağanı olan İslam
Dini her bölüm ve hükmüyle, her esas ve prensibiyle bölünmez bir bütünlük arz
eder. Onun bir kısım hükümlerim beğenip bir kısmım beğenmemek tümünü
beğenmemek demektir. AYETTE “MA” EDATININ KULLANILMASI
Uslüb-i ilahinin özelliklerinden biri de, az kelimeyle çok
mana ve çok hüküm ifade etmektir. O bakımdan ikinci ayette iki fiil
kullanılmıştır. Birincisinin başında şimdiki zamanı ve geleceği olumsuz kılan
“la” edatı. ikincisinin başına daha çok birtakım sıfatlara ve eşyaya yönelik
“ma” edatı konulmuştur. “La” edalıyla, hakiki bir Müslüman’ın başka bir
dine, bir inanç sistemine uymayacağı, Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceğini O'ndan
başkasına ibadette bulunmayacağını belirtirken; “ma” kelimesiyle, o
başkasının, Allah'a başka sıfatlar yakıştırmak, Tevhid İnancını zedeler anlamda
ortak koşmak suretiyle ibadet etmesinin de taklide değer olmayacağı bildirilmektedir.
Zira Arapça gramere göre, “men” kelimesi akıl sahibi zata delalet ederken, “ma”
kelimesi zata değil, onun bazı sıfatlarına, sonra da akıl sahibi olmayan eşyaya
delalet eder.
Böylece Kuran'da mefhum olarak “Sizin taptığınız zata
tapmam, tapmayacağım” denilmiyor da, “Sizin Tevhid Akidesi'ni zedeleyen uydurma
sıfatlarla vasıflandırdığınız ve ilah diye taptığınız eşyaya tapmam ve
tapmayacağım da” demliyor. Çünkü Allah'ın sıfatları ve isimleri tevkifidir ve
ancak O'nun zat-i ulühiyetine yakışır anlam ve muhtevadadır. Mesela İslam, hiçbir
zaman oğlu olan ve baba sıfatını alan bir tanrı tanımaz ve öyle bir ilaha ibadete
cevaz ve ruhsat vermez. Aynı zamanda bu ve benzeri inançları temelinden reddeder.
Sonra İslam, Yahudilerin “Yehova” diye isimlendirdikleri bir
bakıma onlarca milli bir ilah diye vasıflandırdıkları bir ilahı da kabul etmez.
Çünkü Cenabı Hak, Rabbü'l-alemin'dir. Böylece milli bir ilaha ibadete de cevaz
vermez.
O bakımdan ayette mana ve mefhum olarak inkarcı nankörlere,
Tevhid Akidesini bozan müşriklere : “Kuran ile vasıfları ve vasıflarının
özellikleri tevhid düzeyinde belirlenen zata sizler tapıcılar değilsiniz” denilerek
asıl maksat belirlenmiş oluyor.
Ayette bir de aynı konuya delalet eden cümleler
tekrarlanmıştır. Bu cümleler üzerinde Nahiv Alimlerinin farklı yorumları ve
teshilleri vardır. Onları tefsirimize nakletmeyi yararlı görmüyoruz. Ancak tekrar
eden sözler, hal (şimdiki zaman) ve istikbale (geleceğe) delalet eden cümlelerdir O
sebeple “Ne şimdi, ne de şimdiden sonra ben sizin taptığınıza tapmam ve
tapmayacağım da. Benim de taptığıma sizler tapıcılar değilsiniz. İtikadınızı
İslam’a uydurmadığınız sürece bu böyle şurup gidecek” sonucu ortaya
çıkıyor.
Bu mana ve yorumla da, Kafirun Süresi mensuh, yani hükmü
kaldırılmış değildir. Çünkü ilim adamlarından bir kısmına göre. bu süre kısa
bir zaman için mütareke anlamım ve hükmünü taşımaktadır. O bakımdan kafirlerle
savaşa delalet eden Tevbe Suresinin beşinci ayetiyle neshedilmiş, yani hükmü
kaldırılmıştır.
İslam’ın gerçek yönünü ve hüviyetini ; Müslüman’ın
batıl inançlara, sahte tanrılara karşı tavrını ve tutumunu ortaya koyması
bakımından süre çok geniş kapsamlı hükümler taşımakta ve kıyamete kadar bu
hükümlerin geçerli olacağı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle “mensuhtur”
diyenlerin tefsir ve yorumu pek isabetli değildir.
Her tekrar, te'kide. konuyu pekiştirmeye, hükmün önemine ve
üzerinde dikkatle durulmaya delalet eden bir mana esnekliği taşır, Kuran ve hadislerde
bu gibi tekrarlara hayli yer verilmiştir. Ayrıca Arap Edebiyatında da bunun benzeri
cümlelere rastlamak mümkündür. KAFİRUN SÜRESİ, KUR'AN'IN ÖNEMLİ BİR KISMININ
ÖZETİDİR
Bu süre her yanı ve yönüyle, her mana ve hükmüyle
İslam'ın ve dosdoğru iman eden Müslümanların küfre, batıl sistemlere karşı
tavrını ve kesin tutumunu belirlerken Kur'an'da bu konuyla ilgili beyanların ve
işaretlerin bir özetini vermektedir. Resulüllah (A.S.) Efendimizin deyimiyle, bu
sure Kuran'ın dörtte birine muadildir.
O bakımdan süreyi açıklayan birçok ayetler mevcuttur. Biz
sadece bilgi edinmek isteyenlere yararlı olur umuduyla dört ayetin mealini nakletmekle
yetiniyoruz ;
“Seni yalanlıyorlarsa, de ki : “Benim işlediğim
bana, sizin işlediğiniz size. Benim işlediğimle sizin ilişiğiniz yoktur; benim de
sizin işlediğinizle ilişiğim yoktur”
“De ki: Ey insanlar! Eğer dinimde şüphe ediyorsanız, (bilin
ki) Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam; ama ben ancak sizin canınızı alacak olan
Allah'a taparım ve ben müminlerden olmakla emrolundum."
"Ve Hanif (batıldan uzak, Hakk'a bütünüyle yönelik olan
Tevhid İnancı üzerine Allah'ı tasdik edici) olarak yüzünü dine doğrult ve sakın
Allah'a ortak koşanlardan olma.”
“Sana (taptığında) yarar, (tapmadığında) zarar
veremeyecek, Allah'tan başkasına ibadet etme. Eğer (böyle) yapıp (başka şeylere
taparsan) o takdirde sen (kendine) zulmedenlerden olursun.”
“Artık sen, Allah ile beraber başka bir ilaha dua edip
kullukta bulunma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.”
“De ki; Bizim işlediğimiz suç ve günahtan siz sorumlu
tutulmazsınız; sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu tutulmayız.”
“De ki; Ey milletim! Bulunduğunuz hal, kurduğunuz düzen,
başvurduğunuz çare üzere yapacağınızı yapın; şüpheniz olmasın ki, ben de
gerekeni yapmaya çalışıyorum. Kime rüsva edici azabın geleceğini ve üzerine
devamlı azabın ineceğini ilerde bilip anlayacaksınız.” FIKHİ YÖNÜ
“Sizin dininiz size, benim dinim de bana..”
İlim adamlarından bir kısmı bu ayetle İstidlal edip küfrün
tek millet olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim İmam Şafii ve onun ekolünde yer alanlar
aynı mana ve hüküm üzerinde durarak Yahudilerin Hıristiyanlara; Hıristiyanların da
Yahudilere varis olabileceğini, her ikisinin de aynı millet olduğunu
belirtmişlerdir.
Resulüllah (A.S.) Efendimizin. iki ayrı milletin (ayrı dine
bağlı bulunanların) birbirine varis olamayacağını belirtir anlamdaki hadisi de bu
doğrultuda tefsir edilip yorumlanmıştır. O bakımdan Kitap Ehli'nin Müslümanlara,
Müslümanların da onlara varis olamayacağı kesinlik arz ederken, onların birbirlerine
varis olabileceği hakkında müçtehitlerin içtihadı vardır.
Kafirun Süresiyle Nasr Suresi aracındaki münasebet:
Kafirun Süresiyle, Tevhid İnancı’na ve İslami esaslara ters
düşen küfür ve batıl sistemlere ve o sistemleri inatla, ısrarla savunanlara karşı
İslam'ın ve Müslümanların tavrı ve tutumu net biçimde ortaya kondu. Böylece
İslami sistemi başka sistemlere uydurma hevesine kapılanların ümitleri kırılarak
Allah'ın insanlara son mesajı olan İslam’ın indirildiği gibi kıyamete kadar
korunacağı ilan edildi.
Nasr Suresiyle, İslam'ın yakın gelecekte ilahi nusratla teyit
edilip başarıya erişeceği ve böylece Onun nurunu söndürmek isteyenlerin asla
muvaffak olamayacağı; hak uğrunda fetihlerin devam edeceği müjdelenmekte ve inkarcı
nankörlerin ölmeden önce Allah'ın bu mutlak saadet vadeden davetine olumlu cevap
vermeleri dolaylı şekilde istenmektedir.
Bu surenin de tefsirine bizi muvaffak eyleyen Yüce Rabbimize
hamd-u senalar; İman ve İslam'ın küfre karşı gerçek tavrının ne olduğunu
günlük hayatıyla; söz ve davranışlarıyla net biçimde ortaya koyan ve her vesileyle
ilahi inayet ve nusrata mahzar kılınan Resulüllah (A.S.) Efendimize salat-ü selamlar
olsun.
Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an
Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.