Sureleri dinlemek için Bilgisayarınızda flash playerin
yüklü olması gerekirFlash Playerı yüklemek
için
tıklayınız.
TÜRKÇE MEALİ
1- Muhakkak ki biz sana kevseri verdik.
2- O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes..
3- Muhakkak ki asıl soyu kesilmiş olan, sana kin tutup buğz eden kimsedir.
İNİŞ SEBEBİ
Hafız Bezzar'ın sahih senetle ibn Abbas (R.A.)dan yaptığı
rivayete göre: Medineli Kab b. Eşref Mekke'ye geldi. Kureyşliler ona dediler ki:
“Sen bugün için kavminin efendisi ve ileri gelenisin. Şu
kavminden kopuk. soyu kesik adam (Muhammed) bizden hayırlı olduğunu İddia ediyor. Oysa
biz hacılar”, mihmandarlık yapıp gözeten, onlara su dağıtan, Kabe'ye hizmet eden
kimseleriz.” Bunun üzerine Kab b. Eşref onlara : “Siz ondan hayırlısınız”
dedi. O sebeple Kevser Suresi İndi.(1)
İbn Ebi Şeybe'nin tahricine ve ibn Münzir'in İkrime'den
rivayetine göre, adı geçen şöyle demiştir; “Peygamber (A.S.) Efendimize vahiy
inmeğe başlayınca, Kureyşliler: “Muhammed bizden kopup (aslından. atalarının
dininden) uzaklaştı” diyerek Ona karşı cephe aldılar. Bunun üzerine ilgili sure
indi.”(2)
İbn Ebi Hatim'in Süddi'den yaptığı rivayete göre: Bir
adamın erkek evladı ölünce Kureyşliler onun hakkında “Falan adam ebter oldu”,
yani soyu. nesli kesildi derlerdi Resulüllah (A.S.) Efendimizin erkek çocukları
ölünce. As b. Vail: “Muhammed'in soyu, nesli kesildi, ebter oldu” dedi. Bu sebeple
Kevser Suresi İndi.(3)
Ebu'l-Hasan Nisaburi'nin tespitine göre: İbn Abbas (RA) şöyle
demiştir :
“As b. Vail Mescide girerken Resulüllah (A.S.) Efendimiz de
oradan çıkıyordu. Bu sebeple Beni Sehm Kapısında karşılaştılar ve bir süre
konuştuktan sonra Aç b. Vail içeri girdi ki, orada Kureyş'in ileri gelenleri
Oturuyordu. Ona, dışarıda kiminle konuştuğunu sordular. O da; “Şu nesli kesik
(ebter) adamla...” diye cevap verdi. Bunun üzerine Kevser Suresi indi.(4)
İniş sebebiyle ilgili rivayetlerin çoğu surenin Mekke'de
indiğine delalet etmektedir. Allah daha iyisini bilir. İLGİLİ HADİSLER
Enes (R.A.) diyor ki :
“Resulüllah (A.S.) Efendimiz aramızda oturduğu bir sırada
hafif uyukladıktan sonra tebessüm eder halde başını kaldırdı. Bunun üzerine: “Ya
Resulüllah! Sizi mütebessim yapan nedir?” diye sorulduğunda, O şu cevabı verdi;
“Az önce bana bir sure indirildi ve Besmele çekip Kevser Suresini okudu. Sonra da bize
sordu : “Kevser'in ne olduğunu bilir misiniz?” Biz de: “Allah ve Resulü daha iyi
bilir” dedik. Buyurdu ki: “O bir ırmaktır ki. Rabbim onu bana vereceğini vaad etti.
O çokça hayırdır; o bir havuzdur ki kıyamet gününde ümmetim gelip susuzluklarını
ondan (içerek) giderirler. Çevresindeki kaplar (bardaklar) gökteki yıldızlar
sayısıncadır. Ümmetimden bazı kullar ona doğru seğirtirler; (derken) erişemezler.
Ben de ; “Rabbim! onlar benim ümmetimdendirler” derim. Rabbim buyurur ki;
“Senden sonra onların neler işleyip ortaya çıkardıklarını bilmezsin”(5)
Abdullah b. Amr b. As (R.A.), Resulüllah (A.S.) Efendimizin
şöyle buyurduğunu haber vermiştir :
“Benim havuzumun eni ve boyu bir aylık mesafe kadardır. Suyu
sütten daha beyaz, kokuşu miskten daha güzeldir. Bardakları gökteki yıldızlar
misali (çoktur). Ondan bir defa içen kimse bir daha susamaz.”(6)
Enes (R.A.), Resulüllah’ın (A.S.) şöyle buyurduğunu haber
vermiştir :
“Havuzumun iki tarafı arasındaki mesafe Eyliya (7) ile
Yemen'in San'a şehri arasındaki mesafe gibidir. Ondaki bardaklar, gökteki yıldızlar
sayısı gibidir.”(8)
İbn Mesud (R.A.), Peygamber (A.S.) Efendimizin şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir :
“Sizden ilk havuza varan ben olacağım. And olsun ki (o gün)
bazı adamlar bana doğru gelip yükselecek (görülebilir bir yere gelecekler ve ben de
onlara Kevser Suyu'ndan uzatıp vermek üzereyken ansızın onlar arkalarına doğru
seğirterek uzaklaşırlar. (Suyu alıp içme imkanına erişemezler). Bunun üzerine ben
; “Ey Rabbim! (Bunlar) benim ashabımdır” derim. Rabbim de bana ; “Bunların senden
sonra neler ortaya çıkardıklarını, neler işlediklerini bilmezsin!” buyurur.”(9)
Kevser ile ilgili birçok sahih hadislerden biz sadece birkaç
tanesini naklettik. Hadislerin sıhhat derecesini dikkate alan Şeyh Mahyiddin Nevevi;
Kadı lyaz. hüküm olarak şu sonucu çıkarmışlardır: “Havuzla ilgili hadisler
sahihtir. Ona iman farzdır ve onu tasdik imandandır. Sonra da bu hadislerin hepsi Ehli
Sünnete göre zahiri üzeredir, tevil edilemezler. Hem hadisler mütevatir derecesine
varacak şekilde nakledilmişlerdir.”(10) KEVSER VE İÇERDİĞİ NİMETLER
“Kevser”, “fev'al” kalıbında “kesret” ten
türetilmiştir. Tıpkı “nevfel”in “nefel”den türetilmesi gibi.
Araplar genellikle sayı, miktar ve ölçü bakımından çok
olan her şeye “kevser” derler. Nitekim oğlu seferden dönen yaşlı anneye:
“Oğlunuz nelerle döndü?” diye sorulduğunda, o; “Kevser ile döndü” diye cevap
verir. İşte çokluk ifade eden “kevser”in bu anlamda kullanılması çok yaygındır
şüphesiz kadının bundan kastettiği mana “çok mal”dır.
Bazen “kevser”. hayrı, iyiliği çok olan adama sıfat
olarak getirilir. Aynı zamanda arkadaş, dost ve aşiretin çokluğu da bu kelime ile
ifade edilir.
Bunları özetleyecek olursak. şu mana ortaya çıkan Kevser,
çok hayır, çok iyilik, feyiz ve bereket anlamına geldiği gibi, kıyamet gününde
müzminlerin susuzluğunu giderme konusunda Resulüllah’ın (A.S.) havuzuna ve onun
çokça hayır olarak hizmete sevk edileceğine de delalet etmektedir. RESÜLÜLLAH'A (A.S.) VERİLEN KEVSER
Ayette ifadesini bulduğu şekilde Resulüllah (A.S.) Efendimize
verilen Kevser, kaç manaya veya kaç farklı nimete delalet etmektedir? Gerçi sahih
hadislerde bunun ahiret gününde Hz. Muhammed'e (A.S.) mahsus hazırlanmış büyük bir
havuz, bir ırmak olduğu açıklanmıştır. Şüphesiz bu kelimenin en çarpıcı
anlamı da budur. Ancak Resulüllah (A.S.) Efendimize bundan başka birçok büyük
hayırlar, çokça iyilikler de verildiğini ve verileceğini dikkate alan ilim adamları
bu ismi 16 şekilde yorumlamışlardır.
Şöyle ki :
1-Cennette bir ırmaktır.
Nitekim Buhari ile Tirmizi. Hz. Enes (R.A.)den bu anlamda sahih
hadis nakletmiş bulunuyorlar.
2-Mahşer ehlinin hesap vermek üzere bekletildikleri
"Mevkıf"de Resulüllah (A.S.) Efendimize tahsis olunan bir havuzdur.
Nitekim bu anlamda Müslim'in Hz. Ene8 (R.A.)den naklettiği
sahih bir hadis bulunuyor.
3-Peygamberlik ve Kitaptır.
Nitekim Tabiin'den İkrime bu yorumu tercih etmiştir.
4-Kuran’dır.
Bu, Tabiinden el-Hasan'ın yorumudur.
5-İslamiyet’tir. Çünkü o her yanı ve yönüyle çokça
hayır ve rahmettir Bu yorum, el-Muğire'den rivayet edilmiştir.
6-Kuran'ın her bakımdan kolaylaştırılması ve şer'i
hükümlerin hafif tutulmasıdır. Bu yorum, Hasan b. Fazl'den rivayet edilmiştir.
7-Arkadaş, dost. yandaş ve aşiretin çokluğudur. Bu,
Ebu Bekir b. lyaş'ın yorumudur.
8-En iyi ve en güzel olanı, en kalıcı ve rahmet saçanı
seçip beğenmektir.
Bu, İbn Keysan'ın yorumudur.
9-Nam ve şöhretin çogalip yaygınlaşması ve kalıcı bir iz
bırakmasıdır.
Bu, Maverdi'nin yorumudur.
10-Peygamber'in (A.S.) kalbinde bir nurdur ki, bu onu Cenabı
Hakk'a (muttasıl) yaklaştırır.
11-Şefaat makamı ve yetkisidir.
12-İnsanlardan icabet ehlinin Resulüllah’ın (A.S.) davetine
olumlu cevap vermeleri için Allah'ın tecelli ettirdiği mucizelerdir.
Bu. yorum Şa'bi'den rivayet edilmiştir.
13-“La İlahe İllallah, Muhammed’in Resulüllah”
sözüdür.
14-Dinde çokça bilgili ve anlayışlı olmaktır.
15-Beş vakit namazdır.
16-Çok önemli ve başarı dolu olaylardır.
Bu yorum ve görüşlerin en sahih ve en muteber olanı, birinci
ile ikinci yorumdur.
Böylece Kevser, Resulüllah (A.S.) Efendimizden yana dünya ve
ahiret hayırlarına delalet eden geniş kapsamlı bir kavramdır. Resulüllah’ın
(A.S.) nurlu yolunda yürüyen müminlerin de hem dünyada, hem ahirette Kevser'in feyiz
ve bereketine erişmeleri umulur. Aynı zamanda mahşer alanında Resulüllah’ın
havuzuna kavuşmaları ve susuzluklarım gidermeleri verilen müjdeler arasında
bulunuyor. RABBİN İÇİN NAMAZ KIL
“Artık Rabbin için namaz kılmaya devam et ve nahr yap..”
Ayette “namaz” mutlak olarak anılmıştır. Surenin Mekke'de
nazil olduğuna bakılırsa, o dönemde Arap Yarımadası’nda putlara tapılıp onlar
adına kurbanlar kesilirken, bu batıl ve çirkin adeti ve çarpık inancı kaldırmaya
yönelen İslam Peygamberi'nin Allah’a ibadet için namaz kılması ve yalnız O'nun
adına kurban kesmesi son derece anlamlıdır.
Surenin medeni olduğunu, yani Medine'de indiğini söylersek, bu
namazın sabah ve bayram namazı olduğu; “nahr”ın da kurban bayramına mahsus
kurbana işaret bulunduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu iki yorum, ayetin delalet ve işaretine ağırlık
kazandırdığından ilim adamları ayetini beş ayrı şekilde yorumlamışlardır.
Şöyle ki :
1-İbn Abbas'a (R.A.) göre: Üzerine farz olan namazı kıl.
Tabiin'den Dahhak de aynı yorumu benimsemiştir.
2-Katade, Ata' ve İkrime'ye göre: Kurban Bayramı namazını
kıl.
Nitekim Enes (RA) diyor ki: “Resulüllah (A.S.) Efendimiz önce
kurbanlık hayvanı keser, sonra namaz kılardı. Bilahare aldığı işaret Üzerine.
ümmetine önce namaz kılmayı, arkasından kurban kesmeyi emretti.”(11)
Tabiinden Said b. Cübeyr bu konuyu biraz daha açıklayarak
şöyle tefsirde bulunmuştur: “Rabbin için farz olan sabah namazını Müzdelife'de
kıl ve Mina'da kurban kes”
Said b. Cübeyr ayrı bir yorum olarak da şöyle demiştir:
“Bu ayet Hudeybiye'de inmiştir ki. o günlerde Resulüllah (A.S.) Efendimiz Mekke'ye
girmekten ve Beytullah'ı tavaf etmekten alı konmuştu. Bunun üzerine Cenabı Hak Ona
namaz kılmasını, kurbanlık develeri kesmesini ve öylece Medine'ye dönmesini emretti.
O da Hudeybiye'de bu emri aynen yerine getirdikten sonra Medine'ye döndü.
İbnü'l-Arabi diyor ki :
“Namaz kıl”dan maksat, beş vakit namazsa. şüphesiz bu
namaz ibadetlerin rüknü, İslam'ın kaidesi ve dinin en büyük ana direklerinden
biridir. O bakımdan bu çok önemli ibadete devam edilmesi te'kiden bildirilmiştir.
Ama bu namaz, Müzdelife'de kılınacak sabah namazı ise,
şüphesiz bu. kurbana eşlik eden bir namazdır, yani sabah namazından sonra Mina'ya
gidilip orada kurban kesilir. Çünkü Mina'da kurbandan önce sabah namazından başka
namaz yoktur.
Bu namazın Kurban Bayramı namazı olduğunu söyleyenlere
göre, şüphesiz bu, Mekke'de değil, Medine'de cereyan etmiştir.. Zira Bayram Namazı,
top yekun Mekke'de değil” Medine'de kılınmıştır.”
3-Hz, Ali'ye (R.A.) göre : “..fesalli li rabbuke..’den
maksat, “Namazda sağ elini sol elinin üzerine koy” demektir.(12)
Ayrıca ellerin göğüs hizasında belirtilen şekilde
tutulması söz konusudur. Zira “nahr” bu manaya da delalet etmektedir.
4- “İftitah. rüku' ve secde tekbirlerinde elleri göğüs
seviyesine kadar kaldır” demektir.
Hz. Ali (R.A.)den yapılan zayıf bir rivayete göre ise.
“Bu ayet inince Resulüllah (A.S.) Efendimiz Melek Cebrail'e : “Cenabı Hakk'ın
emrettiği nahire nedir?” diye sordu. O da : “Bu, ayın son gecesi manasına
değildir. Cenabı Hakk'ın sana, namaz için tekbir getirdiğinde ellerini kaldırmanı
emretmesidir. Rükü'dan başını kaldırdığın zaman ve secdeye eğildiğinde de
böyle yaparsın.”(13)
5-Ferra ; Kelbi ve Ebulahves'e göre : Namazda göğsü kıbleye
doğru müteveccih(dönmüş olarak) bulundurmak anlamınadır.
Müfessir Alaeddin Ali ise kendi tefsirinde bu ayetle ilgili
yorumları az değişik şekilde şöyle özetlemiştir :
a-İnsanlardan önemli bir kısmı Allah'tan başkasına ibadet
ediyordu : O'ndan başkası adına kurban kesiyordu. Bunun üzerine Cenabı Hak.
Peygamberine : “Allah için namaz kıl ve O'na yakın olman için kurban kes” diye
emretti.
b-Bayram günü Rabbin için bayram namazını kıl ve nüsük
olarak kurban kes.
c-Farz namazı cem'u takdim ve cem'u te'hir şeklinde kıl;
Mina'da kurbanını kes.
d-Namazda sağ elini son elinin üzerine koy ve göğüs
seviyesinde tut.
e-Tekbir getirirken ellerini göğüs hizasına kadar kaldır.
Yani namaz içinde iftitah ve diğer tekbirleri getirirken göğüs seviyesine kadar
kaldır.(14) FIKHİ YÖNÜ
Bayram Namazı ve Kurban farz mıdır, vacip midir, yoksa sünnet
midir? Kevser Suresince “Namaz kıl” emri, sabah namazına mı işarettir, yoksa
bayram namazı mı kastediliyor? Az yukarıda belirttiğimiz gibi, ilim adamlarının bu
husustaki yorumu farklı olmuştur: Kimine göre, sabah namazına. kimine göre bayram
namazına işarettir. O halde emir sarih olarak bayram namazına delalet etmediğinden,
“Bayram namazı farzdır” diyemeyiz. Zira bir emrin farziyeti hem sübut, hem de
delalet yoluyla kafi olmalıdır. Burada katiyet söz konuşu değildir. Namaz ile ilgili
olan emrin sübutu kafi ise de, bayram namazına delaleti zannidir O bakımdan rey
taraftarlarına göre, bayram namazı vaciptir. Başta İmam Şafii olmak üzere
müçtehitlerden bir kısmına göre. sünnettir. Çünkü ayetteki emir bu namaza delalet
etmemektedir; o. Resulüllah'ın (A.S.) fiiliyle sabit olan bir sünnettir.
Nahr emri, kurban kesmeye mi, yoksa namazda sağ eli sol el
üzerine koyup göğüs hizasında tutmaya mı veya iftitah tekbiri başta olmak üzere
tekbirlerde elleri göğüs hizasına kadar kaldırmaya mı delalet etmektedir? Bu hususta
hem ashap ve tabiinin, hem de onlardan sonra gelen müçtehit imamların görüş, tespit,
istidlal ve istinbatları farklıdır :
Darekutni'nin Humeyd tarikiyle Enes (R.A.)den yaptığı
rivayette, adı geçen şöyle demiştir: “Resulüllah (A.S.) Efendimiz namaza giriş
yapınca ve rüküya eğilince, rükudan başını kaldırınca ve bir de secdeye gidince
(tekbirlerde) ellerini (göğüs hizasına kadar) kaldırırdı.”
Ancak bunu Humeyd'den yalnız Abdülvehhab es-Sekafi merfuan
rivayet etmiştir. O bakımdan sözü edilen yerlerde ellerin kaldırılması Enes'in
fiili olabilir diyenler olmuşsa da İbn Ömer (R.A.)dan yapılan sahih rivayet, bunun
fiili Resulüllah olduğunu kesin şekilde ortaya koymaktadır. Sahihayn’ın tespitine
göre. İbn Ömer (R.A.) diyor ki:
“Resulüllah (A.S.) Efendimizi, namaza kalktığında ellerini
omuzları hizasına kadar kaldırdığını ve öylece tekbir getirdiğini ve bunu, rüku
için tekbir getirdiğinde, başını rükudan kaldırdığında, Semi'allahu ilmen
hamidehü dediğinde yaptığını gördüm. Başını secdeden kaldırdığında böyle
yaptığını görmedim..”(15)
Nitekim İmam Şafii. İmam Ahmed b, Hanbel. İshak. Leys b. Sa'd
ve Ebu Sevr bu hadisle istidlal ve ihticacda bulunmuşlardır.
Diğer bir grup müçtehit ise. bu rivayetlerin “haber-i
ahad” olduğunu dikkate alarak ihticacı salih görmemişler ve o bakımdan namazda
sadece iftitah tekbirinde ellerin kaldırılacağını hükme bağlamışlardır. Nitekim
İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarının, rey taraftarlarının, ve Sufyan es-Sevri'nin
içtihadı bu doğrultudadır, imam Malik'in de mezhebi böyledir.
Bunların dayandığı rivayet ise şöyledir: Alkame'nin
Abdullah (R.A.) dan yaptığı rivayete göre, adı geçenin şöyle dediği tespit
edilmiştir; “Peygamber (A.S.). Ebu Bekir (R.A.) ve Ömer (R.A.) ile beraber bir namaz
kıldım, onlardan hiçbiri İftitah Tekbirinden başka tekbirlerde ellerini
kaldırmıyorlardı”
Bu hadisi rivayet eden Darekutni diyor ki: “Hadisi rivayette
Muhammed b. Cabir teferrüd etmiştir ki bu zat zayıftır.
Ancak bu rivayeti kuvvetlendiren bir diğer rivayet söz
konusudur :
Yezid b. Ebi Ziyad'ın Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan, onun da Bera
(R.A.) dan yaptığı rivayete göre, Hz. Bera Resulüllah (A.S.) Efendimizi sadece
iftitah tekbirinde el kaldırırken görmüş, diğer tekbirlerde kaldırmadığına
şahit olmuştur.
İmam Malik de bu rivayetlerle ihticacda bulunup. “Namazda hiç
bir tekbirde eller kaldırılmaz” demiştir. Nitekim İbn Kasım diyor ki: “Ben. İmam
Malik'in İftitah Tekbirinde de ellerini kaldırdığını görmedim.” O bakımdan
ellerin kaldırılmamasını ben de hep arzu etmekteyim.”(16)
Ancak ünlü fakih Sahnun'un tespiti buna pek uymamaktadır.
Şöyle ki, Sahnun bu konuda diyor ki: “İmam Malik namazda sadece iftitah tekbirinde
ellerini hafif kaldırırdı. diğer tekbirlerde kaldırmazdı. Bu hususta kadın da erkek
gibi hareket eder.
İbn Kasım diyor ki: “ihram Tekbirinden başka tekbirlerde
elleri kaldırmak İmam Malik'e göre zayıftır...”(17) KURBAN KESMENİN İSLAM'DAKİ YERİ VE ÖNEMİ
İslam Dini, kurban konusunu en yararlı çizgisine getirip
dayamış ve böylece mali ibadeti, bedeni ve kalbi ibadetle birleştirerek
bütünleştirmiştir.
Allah için, Allah adına, fakirden, komşudan, muhtaçtan yana
kurban kesmek ilk insan, ilk peygamber Adem (A.S.) ile başlar. İki oğlu arasında
ortaya çıkan ihtilafın, Allah adına. en samimi niyetle birer kurban kesmeleri
suretiyle çözüme kovuşturulması bir hüküm olarak belirir. Nitekim Maide
Suresi’nde bu ilk kurbandan şöyle söz edilerek bilgi verilmektedir:
“Bir de onlara Adem'in iki oğlunun haberini (aralarında
geçen olayı) gerçek yönüyle anlat: Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden
kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen bu duruma
öfkelenmiş) “And olsun ki seni Öldüreceğim” demişti. O da; “Allah ancak
muttakiler (Hakk'a saygılı olup kötülüklerden sakınanlardan kabul buyurur”“
demişti.”(18)
Sonra Kuran’da yine bu konuda İbrahim Peygamber (A.S.) ile
oğlu İsmail arasında cereyan eden olaya temas edilirken. insanın kurban edilemeyeceği
vurgulanır ve İbrahim’in (A.S.) kurban etmek istediği oğluna bedel büyükçe bir
koçun kurbanlık olarak gönderildiğine değinilerek, ilahi beyandan uzak kavim ve
milletlerin bakire kızları, genç erkekleri kurban etmelerinin kutsal, feyizli,
bereketli ve insani hiçbir yanı bulunmadığına işaret edilir. Şöyle ki:
“Ve İbrahim, şüphesiz ben Rabbime gidiyorum, O bana doğru
yolu gösterir” dedi.
Ey Rabbim Bana iyi yararlı kişilerden olacak (bir evlat)
bağışla, deyip dua etti. Biz de O'nu çok sabırlı, zarif ve yumuşak huylu bir oğul
ile müjdeledik. Çocuk onun yanında yürüyüp konuşabilme çağına gelince, İbrahim
ona şöyle dedi; “Oğulcağızım, Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı
görüyorum. Bir bak, bu hususta görüşün ne?” O da “Babacığım, Sen
emredildiğini yap. Beni -inşallah- sabredenlerden bulacaksın” dedi.
Bunun üzerine her ikisi de (Hakk'ın buyruğuna) teslimiyet
gösterdiler ve O. oğlunu alnı üzeri yere yatırdı. Biz de Ona şöyle seslendik:
“Ya İbrahim, Rüyayı cidden gerçekleştirdin. Şüphesiz biz, iyiliği, güzelliği,
yararlı işleri huy edinenleri böyle mükafatlandırırız. Şüphesiz bu açık bir
imtihan idi. Ve onun yerine fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.(19)
Ayrıca Musa Peygamber (A.S.) zamanında bir adamın kim
tarafından öldürüldüğünü belirlemek ve mucize doğrultusunda, öldürülenin haber
vermesini sağlamak üzere boyunduruk altına sokulmamış, taze. güçlü; aynı zamanda
parlak san renkli bir sığırın kurban edildiği şöyle anlatılmaktadır :
“Hatırlayın ki, bir vakit de Musa, milletine: “Allah size
bir sığır boğazlamanızı emrediyor demişti. Onlar (atalarınız): “Bizi alaya mı
alıyorsun?” demişlerdi. O da “Öyle cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım”
demişti.
“Sığırın bir kısmını öldürülen adama vurun”
demiştik, (Vurulunca da o dirilivermişti). İşte böylece Allah ölüleri diriltir.
Aklınızı iyice kullanasınız diye ayetlerini size gösterir.”(20)
Mevcut Tevrat nüshalarında da başkası adına kurbandan ve
adaktan söz edilerek kurbanın ancak Allah adına kesileceği belirtilir ve bu konuda
şöyle bilgi verilir:
“Ancak Rabb'dan başka bir ilaha kurban kesen helak
edilecektir.”(21)
Levililer Kitabı’nda günah açıklamasında koçtan söz
edilmekte ve kurban edilen koçun günaha keffaret olacağı belirtilmektedir.(22)
Anlaşıldığı üzere semavi dinler insanı kurban etmeyi
kesinlikle yasaklarken, kul ile Rabbi arasındaki ilgiyi kuvvetlendiren amellerden biri
olarak eti yenilen deve ve davarlardan birinin kurban edilmesini emir ve tavsiye
etmişlerdir.
Zira eski Mezopotamya, Hint, Yemen. Mısır ve Yunan
efsanelerinde ve destanlarında bakire kızların, gelinlik kadınların ve genç
yakışıklı delikanlıların kurban edildiğini görmekteyiz. Mısır'da Nil Nehrinin
bolluk ve bereket ilahı sayıldığı da yine Mısır Mitolojisinde geçmektedir. Orada
ön sırada bulunan kahinlerin. Nil'in coştuğu Nisan ayında ona üç veya yedi bakire
kız kurban ettikleri bilinen bir gerçektir.
Son olarak İslam Dini. her hüküm ve konuyu en mükemmel
şekliyle düzenleyip insanlığın hizmetine sunduğu gibi, kurban konusunu da hem
Allah'a yaklaştırıcı bir ibadet, hem aile ve çevreyi manen tatmin edip huzur ve
güvene kavuşturan kutsal bir destek, hem de komşular ve toplum arasında dostluk
bağlarını kuvvetlendiren ve sosyal adaletin sağlanmasına yardımcı olan mali bir
ibadet kılarak onu en verimli ve bereketli çizgisine kavuşturmuştur.
Ayette sarih şekilde “kurban kes” denilmeyip “nahr yap”
denildiği için, bazı mezheplerde bu ibadet vacip, bazısında ise sünnet kabul
edilmiştir. Ama ister vacip olsun, ister sünnet sayılsın konuda hakim olan ilahi
hikmet ve mantık son derece faydalı sonuçlar doğurmaktadır. Eğer doğrudan farz
kılınsaydı, birtakım zorlukların ortaya çıkması söz konuşu olabilirdi. Vacip
veya sünnet derecesinde kalması içtihat doğrultusunda müminlere rahatlık ve
kolaylık getirmiştir. PEYGAMBERE (A.S.) KİN BESLEYİP DÜŞMANLIK EDENLER
“Asıl soyu kesilen, İsmi unutulan, sana kin besleyip
düşmanlık eden kimsedir”
Büyük insanın, büyüklüğü ve ortaya attığı fikri,
ideali ve savunduğu davanın büyüklüğü nispetinde dost ve düşmanı olur.
Şüphesiz ki Hz. Muhammed (A.S.), dünya kuruldu kurulalı gelip geçen ünlülerin,
büyük liderlerin, peygamberlerin ve mürşitlerin en büyüğü ve önde gelenidir.
Tebliğiyle görevlendirildiği İslam ve Kuran da davaların en büyüğü ve en
kalıcısı, en hayırlısıdır.
Davanın azametini, kıyamete kadar gelecek olan bütün
insanlara seslenişini ve Resulüllah'ın (A.S.) yaptığı inkılabın büyüklüğü,
devamlılığını; parlak ve kalıcı sonuçlarını, aynı zamanda mutlak anlamda rahmet
yansıttığını görmeyen, idrak edemeyen kalp gözleri kör nankörlerin Ona karşı
düşmanlıkları da o nispette büyük olmuştur.
O bakımdan bu tıynette olan inkarcılar ortaya çıkan her
olayı İslam aleyhine değerlendirmeyi iş edinirler ve Hz. Muhammedi (A.S.) küçük
düşürmek İçin bazı ayet ve hadisleri kendi fasit düşüncelerine ve çarpık
mantıklarına göre yorumlarlar; sonra da her çareye baş vurmayı kendilerine görev
sayarlar. Nitekim Resulüllah'ın (A.S.) erkek çocukları birbiri ardınca ölünce.
azılı müşrik As b. Vail ve yandaşları bu olayı Peygamber (A.S.) Efendimizin
aleyhine yorumlayıp Ona : “Ebter” diyecek kadar kinlerini açığa vurdular. Cenabı
Hak, Resulünü bu çirkin sözlerden siyanet ederek asıl “Ebter”in onlar yani
Peygambere (A.S.) karşı kin ve düşmanlık besleyen o soysuzlar; adı sanı kesilecek
ve lanet ile anılacak kişilerin de, ancak onlar olacağına değinerek, ilahi takdir ve
hükmünün kimin hakkında nasıl tecelli edeceğine işarette bulunmaktadır.
“Beter” kökünden gelen “ebter”, aynı zamanda kısır,
başarısızlık, feyizsizlik ve bereketsizlik manalarına da delalet eder. Nitekim
hadiste bu kelime belirtilen manalarda da kullanılmıştır, şöyle ki:
“Önemli ve anlamlı olan her işe el-hamdulillah ile
başlanmazsa, o kısır, başarısız ve bereketsizdir.”(23)
“Önemli ve anlamlı olan her işe Bismillah ile başlanmazsa,
o kısır ve bereketsizdir..”(24)
Ebter'in bu manasının, Resulüllah’ın (A.S.) düşmanları
hakkında aynen tecelli ettiğini ve iman etmeyenlerin başarısız, feyizsiz ve
bereketsiz bir ömür geçirip şan ve şöhretlerinin sabun köpüğü gibi
söndüğünü siyer kitaplarından okuyor ve yaşadığımız çağda da bunun birtakım
örneklerini görüyoruz. Kıyamete kadar da bu ilahi beyan hükmünü yürütecek;
Resulüllah (A.S.) Efendimiz hep minnet, şükran, şan. şeref, saygı ve tazimle
anılacak; anlatmaya ve tanıtmaya memur olduğu İslam Dini, milyarların kalbini
doldurup yollarını aydınlatmaya devam edecek; O Yüce Peygambere ve davasına
düşmanlık ve kin besleyenler bereketsizlik ve huzursuzluk içinde ömürlerini
tüketecek ve ölüm olayıyla büsbütün silinip belirsiz olacaklardır. İnkarcı
sapıkların, Hz. Muhammed'e kin besleyip düşmanlık edenlerin ismini yaşatmaya
çalışmaları hiçbir olumlu sonuç vermeyecek, bir süre sonra tarih gerçek hükmünü
ortaya koyacaktır.
Şüphesiz bugün hala firavunlardan, nemrutlardan, ebu
cehillerden ve benzeri zalim inkarcı zorbalardan, diktatörlerden söz ediliyorsa, bu.
rahmet ve saygıyla değil, nefret ve lanetledir. Düne kadar Lenin ve Stalini göklere
çıkaranlar, bugün onları yedi kat yerin dibine batırmakta ve isimlerinden nefretle
söz etmektedirler. Böylece hak eninde sonunda yerini bulmakta ; herkes layık olduğu
yeri ve sıfatı almaktadır.
Kevser Süresiyle Kafirun Suresi arasındaki münasebet;
Kevser Süresiyle, müşrikler, nankörler, sapıklar istemeseler
bile Hz. Muhammed'e (A.S.) en büyük ve en kalıcı hayırların verildiği ve Ona kin
besleyip düşmanlık güdenlerin hep başarısızlığa uğradığı ve uğrayacağı
açıklandı.
Kafirun Süresiyle, inkarcı sapıkların İslam’a karşı
aşırı düşmanlıklarına işaret edilerek onların bu ısrarlı ve inatlı
tutumlarına karşı Hz. Muhammed’in (A.S.) tavrının ne olacağı açıklanıyor. Her
bakımdan Allah'ın Ona kafi olacağına işaretle müminler teselli ediliyor.
Bu surenin de tefsirini bize müyesser kılan Yüce Rabbımıza
sonsuz hamd-u senalar; kendisine verilen çokça hayır ve ahiretteki Kevser Havuzuyla
müminleri yararlandıran ve yararlandıracak olan Resulüllah (A.S.) Efendimize salat-ü
selamlar olsun.
Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an
Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.