Sureleri dinlemek için Bilgisayarınızda flash playerin
yüklü olması gerekirFlash Playerı yüklemek
için
tıklayınız.
TÜRKÇE MEALİ
1-Ebu lehebin iki eli helak olup,
kendiside hüsrana uğrasın ! Ve Zaten helak olup hüsrana uğradı da.
2-Ona ne malı bir zenginlik verdi ne de kazandığı şey.
3-Bir alevli ateşe girecektir.
4-Odun yüklenmiş olan karısı da.
5-Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde -ateşe atılacaktır.-.
İNİŞ
SEBEBİ
Buhari'nin İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayete göre :
“Resulüllah (A.S.) Efendimiz Betha cihetine yöneldi ve oradaki tepeye çıkıp şöyle
seslendi: “Ya sabahah (vah sabahın musibet ve afeti)” Bunun üzerine Kureyş Kabilesi
toplandı. Peygamber (A.S.) Efendimiz sözüne şöyle başladı: “Ben size düşmanın
sabah veya akşam üzeri baskın yapmak üzere olduğunu haber versem beni tasdik eder
misiniz?” Onlar da : “Evet..” diye cevap verince, Resulüllah (A.S.) devamla buyurdu
ki: “şüphesiz ben sizi, önünüzdeki elim ve şedid bir azaba karş uyarıyorum.”
Bunun üzerine Ebu Leheb (1) şöyle dedi: “Bizi bunun için mi topladın ? a elleri
kuru yasıca..” O sebeple Tebbet Suresi indi.(2)
Müslim’in İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayete göre, adı
geçen şöyle haber vermiştir: “En yakın hısımlarım (bulundukları yolun eğri
olduğu hakkında) uyarı”(3) mealindeki ayet inince. Resulüllah (A.S.) gelip Safa
Tepesine çıktı ve şöyle seslendi; “Ya sabahah! (vah sabahın musibet ve afeti!)”
Bu çağrı üzerine Kureyş Kabilesi mensupları: “Bize seslenen kimdir?” diye
sordular. “Muhammed'dir..” denilince. Ona yaklaşıp toplandılar. Hz. Peygamber
(A.S.) söze şöyle başladı: “Ey falan oğulları, ey falan ve filan oğulları' Ey
Abdümenaf oğulları. Ey Abdülmuttalib oğulları! Hepsi de yerlerini alıp
toplandılar. Resulüllah (A.S.) onlara hitapla şöyle buyurdu : “Ben size şu tepenin
arkasından üzerinize bir süvari birliğinin (saldırmak üzere) çıkmakta olduğunu
haber versem, beni tasdik eder misiniz?” Onlar da hep bir ağızdan : “Biz senin yalan
söylediğine hiç şahit olmadık” diye cevap verdiler. Resulüllah (A.S.) Efendimiz
asıl tebliğ etmek istediğini şöyle ifade etti: “şüphesiz ben sizi önünüzdeki
şiddetli azaba karşı uyaran bir elçiyim.” dedi. Ebu Leheb : “a elleri helak olup
kuru yasıca bizi bunun için mi buraya topladın?” dedi ve kalkıp gitti. Bu olay
üzerine Tebbet Suresi indi.(4) İLGİLİ HADİS
İbn Ebi Hatim'in ve Ebu Zera'nın yaptığı rivayete göre.
Esma binti Ebu Bekir Sıddık (R.A.) şöyle demiştir : "Tebbet yeda ebi
lehebin..", suresi inince Ümmi Cemil binti Harb (5) elinde dibek taşı olduğu
halde yaygara kopararak geldi. Resulüllah (A.S.) Efendimiz ise o sırada Mescidi Haramda
Ebu Bekir (R.A.) ile beraber oturuyordu. Ebu Bekir (R.A.) o kadının geldiğini
görünce; “Ya Resulüllah Ümmi Cemil geliyor; seni görmesinden endişe duyuyorum”
dedi. Resulüllah (A.S.) ona : “Şüphen olmasın ki, o beni göremez” buyurdu ve
Kuran’dan ayetler okuyarak Allah Kelamına sığınıp sarıldı. Nitekim Cenabı Hak:
“Kuran’ı okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasına görünmez bir perde
yerleştiririz”(6) buyurmuştur. Derken Ümmi Cemil gelip Ebu Bekir'in (R.A.) üzerinde
dikilip durdu; fakat Resulüllah’ı (A.S.) göremedi Bunun üzerine Ebu Bekir'e şöyle
dedi: “Ya Ebu Bekir, Haber aldığıma göre, senin arkadaşın beni hicvetmiştir.”
Ebu Bekir (R.A.) ona: “Hayır, şu Beytin Rabbi hakkı için O seni hicvetmemiştir”
Bunun üzerine Ümmi Cemil arkasını dönüp giderken şunları fısıldıyordu :
“Kureyş çok iyi bilir ki ben onların efendisinin kızıyım.”(7)
Hafız Ebu Bekir Bezzar da bu manada bir rivayet tahric
etmiştir.
İnsanın içini dolduran, kalbini feyizlendirip Hakk'a çeviren,
kafasını aydınlatan vicdanını serinleten ne maldır, ne de makam ve servettir. Zira
bunların hepsi dünya hayatıyla ilgili birer geçimliktir. Ölüm olayıyla sona ermekte
ve atılan sert bir cisimden dolayı su üzerinde belirip birbirini izleyerek büyüyen
halkalar misali, bir süre sonra kaybolmakta ve belirsiz hale gelmektedir. İnsanın
içini ve dışım gerçek anlamda aydınlatıp dolduran ve kalıcı mutluluğu vadeden
tek şey, Allah'a dosdoğru iman ve salih amellerdir. Zira sonsuza dek insan ruhuyla
beraber yaşayacak olan cevher, sözü edilen iman ve onun ürünü olan iyi ve yararlı
amellerdir.
Resulüllah (A,S.) Efendimiz aldığı emir ve yüklendiği
görevi gereği hakkı temsil ediyordu. Tebliğ ve irşad düzeyinde bu rahmeti
yansıtıyor ve ebediyet nefhasını kalplere duyurmaya çalışıyordu.. Şüphesiz O, bu
yüce ve kutsal görevini yerine getirmeğe adım atarken, ilahi direktif üzerine Önce
kendi yakınlarını Hakk'a ve O'nun son dinine davetle işe başlamıştır. Zira bir
peygamberin küfür ve ahlaksızlığın kökünü kazıyabilmesi. azgınlık ve haksız
tecavüzleri durdurabilmesi için kendisini destekleyecek hiç değilse himaye edecek,
vaki saldırılara engel olacak taraftarlarına ihtiyaç vardır. Kavim ve aşireti,
hısım ve yakınları bu taraftarlarının en önde geleni ve en tesirlisidir.
Nitekim Nuh Peygamberin (A.S,) kendi aşireti olmasaydı, çok
inatçı, alaycı ve azgın kavmi tarafından ya öldürülür, ya da ülkesinden, öz
yurdundan kovulurdu.
Şuayb Peygamberin (A.S.) durumu ondan farksız. Nitekim Hud
Suresinde Hz. Şuayb'ın bu durumu konu edilirken şöyle bilgi verilmektedir: “Dediler
ki : Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve biz seni aramızda
zayıf olarak görüyoruz. Kabilen olmasaydı elbette seni taşlardık. Hem sen bizim
yanımızda pek aziz, itibarlı, üstün bir kimse de değilsin.” Şuayb
Peygamber'in onlara verdiği cevap ; “Ey kavmim, dedi. size göre kabilem Allah'tan daha
mı azizdir ki, O'nun (buyruklarım) arkanıza attınız? Rabbim elbette sizin yapa
geldiğinizi (ilmiyle) kuşatmıştır.” (8)
İbrahim Peygamber, (A.S.) babası ve yakınları Onu himaye
etmedikleri ve desteklemedikleri için, azgın müşrikler tarafından ateşe atılmış
ve sonra ilahi mucizenin tecellisiyle ateşten kurtulmuşsa da artık kendi ülkesinde
barınma ve tebliğ ile irşad hizmetin; sürdürme imkanı kalmadığından yurdunu terk
etmek zorunda kalmıştır.
Musa Peygamberin (A.S.) İsrail oğulları arasında büyük
nüfuzu ve göz dağı olacak kadar çevresi vardı. O bakımdan her zaman ağırlığı
hissedilir durumda idi. Bu sebeple o. milleti uzun yıllar sevk ve idare edebilmiş; aynı
zamanda çoğunun Tevrat’taki ahkama uymasını, ona göre amel etmesini
sağlamıştır.
İsa Peygamber (A.S.), Havarilerden başka candan yardımcı ve
destekçisi olmadığından idama mahkum edilmişse de Allah'ın yüksek inayet ve
yardımıyla o badireden kurtarılarak göğe yükseltilmiştir.
Son Peygamber Hz. Muhammed'in (A.S.) durumu çok daha farklı ve
değişik idi. O yalnız Kureyş Kabilesi'ne veya Arap Yarımadası’ndaki halka
gönderilen bir peygamber değil, bütün kavim ve milletlere kıyamete kadar gönderilen
tek peygamberdir. Bu bakımdan O yalnız Arapları değil, bütün dünya milletlerini ve
her çeşit batıl inancı karşısına alarak sahneye adım atmıştır. Mekke'nin
hatırı sayılır iki güçlü aile ve aşireti olan Haşim Oğulları ile Muttalib
Oğulları bulunuyordu ki, Resulüllah (A.S.) Efendimiz bunlara mensup idi. Sözü edilen
iki aileden parmakla gösterilecek kadar az kişi İslam'ı din olarak seçerken gerisi
putperestlikte ısrar etmekteydi. Ne var ki diğer kabile ve aşiretler Resulüllah’a
(A.S.) karşı çıkıp Onu yüce davasından vazgeçirmeye çalışırken fiili bir
tecavüzde bulunmaya cesaret edemiyorlardı. Zira özellikle o çağda Arap
Yarımadası’nda kabile ve aşiretler bünyesinde yer alan ailelerin birbirlerini
koruyup destek sağlaması, gelen saldırıları durdurması bir vecibe idi. O sebeple
Haşim ve Muttalib Oğulları Hz, Muhammedi (A.S.) koruyor; neşrine memur kılındığı
İslam'ı din olarak reddetmelerine rağmen diğer kabile ve aşiretlerin Ona
saldırmasına asla izin vermiyorlardı. Aksi halde Resulüllah’ın (A.S.) Mekke'de 13
yıl tebliğ ve irşad da bulunmasa zahiri yönüyle pek mümkün olamazdı.
İşte ilk adımda yakınlarını İslam'a davetinin de bir
anlamı bu sebep ve hikmete dayanmakta idi.
Ebu Leheb ve eşi Ümmi Cemil'in bir numaralı İslam
düşmanları arasında yer almaları bile Haşim ve Muttalib Oğulları'nın kavim ve
aşiretlik ilgisini koparamıyordu. Ancak bu iki müşrik Resulüllah’a hısım olmakla
beraber çok aşırı gittiklerinden ve kendilerinden beklenmeyen bir tuğyan havasında
Resulüllah’ı (A.S.) dilleriyle rahatsız ettiklerinden dolayı haklarında
“Tebbet” fiiliyle başlayan özel bir sure inmiştir.
Şüphesiz Cenabı Hak bu ayetlerle Ebu Leheb'in helak olduğunu
ve ikinci defa “tebbe” fiilini getirmekle, onun geleceğinin karanlık bulunduğunu,
hidayete ermeyeceğini, eşiyle birlikte ebedi bir azap içinde kalacaklarını beyan
buyurdu. Kendi hısımına inanmamakla kalmayıp edep ve terbiye sınırlarını aşacak
şekilde dil uzatmaları ilahi gazabın inmesine sebep olmuş ve böylece kendilerinden
sonrakilere ibretli birer misal teşkil etmişlerdir. MAL VE KAZANÇ KURTARICI OLAMAZ
“Ne malı ona fayda verdi, ne de kazandığı”
Mal ve servet ister miras yoluyla, ister çalışıp kazanmakla
sağlanmış olsun, ilahi murada, yani O'nun hazırladığı hayat sistemine göre
değerlendirilmediği ve ona göre harcanmadığı takdirde ahiret gününde vebal ve azap
olmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. Çünkü bir şairin de dediği gibi: “Mal ve evlat birer emanettir. Bir
gün mutlaka bu emanetler geri verilecektir.” Onları, gerçek sahibi olan Cenabı
Hakk'ın rızası doğrultusunda korumak ve yine tertemiz olarak O'na teslim etmekle
yükümlüyüz.
Böylece malına ve kazancına güvenip asıl kalıcı saadet
vadeden İlahi çağrıya kulaklarını ve kalbini tıkayan Ebu Leheb'in çok aldandığı
haber verilmekte ve o tıynette olanlar uyarılmaktadır.
Ebu Leheb'in inanmayacağını ve küfür üzere öleceğini
ezeli ilmiyle tespit eden Cenabı Hak, onun ahiretteki ve Berzah Alemi'ndeki durumunu
açıklayarak : “Alev alev yükselen ateşe varıp girecek..” buyurmaktadır.
Cenabı Hakk'ın bu açık ve kesin beyanı aynen
gerçekleşmiş; Ebu Leheb azgın ve şaşkın bir kafir olarak ölmüş ; ne güvendiği
malı. ne de evladı onu bu elim akıbetten kurtaramamış; yüzünün rengine, kalbinin
kin ve inkarına uygun bir azaba sevk edilmiştir. EBU LEHEB'İN EŞİ ÜMMÜ CEMİL
Mekke'de Hz. Muhammed’in (A.S.) risaletine tahammül edemeyen
ve bir an önce Onun vücudunu ortadan kaldırmanın gereğini düşünenlerin başında
gelenlerden biri de Ebu Süfyan ailesi idi. Gerek kendisi, gerekse eşi ve kız kardeşi
düşmanlıkta çok ileri gitmiş bulunuyordu.
İşte ayette “Karısı da (aynı ateşe) odun taşıyıcı
olacak” diye vasfedilen kadın, aynı zamanda Ebu Sufyan'ın kız kardeşidir.(9) ODUN TAŞIYICI
Bu kadına “odun taşıyıcı” denilmesi. çok anlamlıdır.
Boynunda bükük bir urgan olduğu halde bu hamallığı yaptığı ve yapmakta olduğu
ileride de bunu yapacağı söz konusudur. Ancak cümle burada hakiki manasına mıdır,
yoksa bir benzetme mi söz konusudur? Şüphesiz benzetme çok beliğ ve vecizdir. O
kadının karakteri ahlakı, inancı ve sosyal hayatı hakkında birtakım ana fikirler ve
ipuçları verilmektedir. Şöyle ki :
1-İnsanlar arasında dedikodu yaparak söz götürüp
getirdiğinden ve üstelik bu dedikoduyu Hz. Peygamber (A.S.) ve İslamiyet aleyhine
yürüttüğünden hakkında bu sıfat kullanılmıştır. Zira Araplar “Falan filana
karşı odun topluyor” dedikleri zaman, onun söz götürüp getirdiğini kastetmiş
olurlar.
2-Said b, Cübeyr'e göre : Bu sıfattan maksat,
düşündürücü bir benzetmedir. Hata ve günahlar, sırtta taşınan oduna
benzetilmiştir. Öyle ki, adı geçen kadın, İslam’a ve Peygamberce (A.S.) kin,
nefret, hakaret kustuğu için devamlı vebal ve günah taşımak suretiyle yükünü
ağırlaştırıyordu.
3-Onun bu tutum ve tavrına ceza olarak ahiret gününde
sırtında küfür ve vebal yükü bulunduğu halde boynuna Cehennem halatı takılacak.
4-Tabiin'den Said b. Müseyyeb diyor ki; “Ümmi Cemil'in
boynunda çok kıymetli taşlarla süslü bir gerdanlık bulunuyordu. Hz. Peygamberi
(A.S.) karşı iyice kin ve nefret duyguları kabarınca şöyle yemin etmiştir :
“Lat ve Uzza'ya and olsun ki. bu gerdanlığı satıp Muhammed'e olan düşmanlığım
uğrunda harcayacağım.” O yüzden ahiret gününde onun bu gerdanlığı ateşten bir
urgan olup boynuna sarılacak.
Gerçekten ceza amelin cinsindendir ve İslam Peygamberi'ne
düşmanlıkta çok İleri giden Ümmi Cemil bir misaldir. Cenabı Hak. inkarcı kincileri
bununla uyarmakta ve ölmeden önce sırtlarındaki odun yükü örneği küfür,
günah ve vebal yükünü atmalarını istemektedir.
Tebbet Süresiyle İhlas Süresi arasındaki münasebet :
Tebbet Süresiyle, Tevhid İnancı’ndan kopup Allah'a ortak
koşan, o yüzden kendi elleriyle yontup şekillendirdikleri putları da ilah kabul eden
ve bu duygu ve çarpık inançla hakka karşı çıkan bir ailenin hazin sonu tasvir
edilerek inkarcı sapıklar uyarıldı.
İhlas Suresi'yle, Tevhid İnancı’nın özü ve mayası
işleniyor ve bu doğrultuda Cenabı Hakk'ın birliğine delalet eden dört sıfata yer
verilerek her türlü küfür, şirk ve yanlış akide reddediliyor.
Bu surenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenabı Hakk'a
sonsuz hamd-u senalar; İslam düşmanlarına karşı dayanma gücünü ortaya koyup uzun
yıllar seviyeli mücadelede bulunan ve sırası gelince düşmanlarını affetmesini
bilen Resulüllah (A.S.) Efendimize salat-ü selamlar olsun. Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an
Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.