Sureleri Dinlemek için Bilgisayarınızda Flash playerin yüklü
olması gerekFlash Playerı yüklemek
için
tıklayınız.
TÜRKÇE MEALİ
1- (Ey Muhammed !) Dini yalan sayan kimseyi gördün mü ?
2- İşte o yetimi yanından kovup ihtiyacı ile ilgilenmez..
3- Ve yoksula yemek yemek yedirilmesi için teşvikte bulunmaz.
4- Yazıklar olsun, o namaz kılanlara ki.
5- Ki: Onlar namazlarından gafildirler.
6- Onlar (ibadetleri ile) gösteriş yapanlardır.
7- Ve onlar yardımlaşma için kullanılan şeyleri men edip vermeyenlerdir.
İNİŞ SEBEBİ
Mukatil ve Kelbi’ye göre : Bu surenin bir bölümü, ünlü
müşrik ve İslam’ın baş düşmanı As b.Vail es-Sehmi hakkında inmiştir. İbn
Cüreyc’e göre : Ebu Sufyan b. Harb her hafta iki semiz koyun keserdi. Bu sırada bir
yetim ona gelip biraz et istedi. O ise elindeki değnekle onu itip kalktı. O sebeple
ilgili ayetler indi.(1)
Süyuti'nin tespitine göre: Müminlere gösteriş olsun diye
namaza duran ve müminlerden uzak kalınca da namazı terk eden münafıklar hakkında
inmiştir.(2) İLGİLİ HADİSLER
“Allah'ın farz kıldığı ibadetlerde belirsizlik,
kapalılık yoktur.”(3) Çünkü farzlar her bakımdan İslam'ın
belirtisi ve şiarıdır.
Nitekim Zemahşeri diyor ki; “Kişi farz olan salih ameli
aşikar olarak yerine getirmesinden dolayı riyakar sayılmaz. Çünkü farz ibadetlerin
hakkı ilan ve teşhirdir.”(4)
Ancak farz ibadeti müminler hazır olunca kılan, yalnız
kalınca terk eden kişi münafıktır ve müraidir. Şüphesiz böylesine çarpık bir
düşünce ve tutum gafletin en koyusu, nifakın en tehlikelisidir.
İbn Cerir Taberi'nin Ebu Küreyb tarikiyle Ebu Berzete
el-Eslemi'den yaptığı rivayete göre. Resulüllah (A.S.) Efendimiz: “Vay haline o
namaz kılanların ki, namazlarından gaflet içindedirler” ayetini okuyunca şöyle
buyurmuştur: “Allah-u Ekber! Sizden her birinize dün" yanın tamamının bir
benzeri verilmektense, (Allah'ın bu uyarışı, veya ihlas üzere kılınan namaz) daha
hayırlıdır. Namazdan gaflet eden o kimsedir ki, namaz kılsa namazının hayrını
ummaz, onu terk etse Rabbinden korkmaz..”(5)
Yine İbn Cerir'in, Zekeriya b. Ebban el-Mısri tarikiyle
yaptığı rivayette, Sad b. Vakkas'ın (R.A.) şöyle haber verdiği belirtilmiştir:
“Resulüllah (A.S.) Efendimize “Vay haline o namaz
kılanların ki, namazlarından gaflet içindedirler” ayetini sordum. Buyurdu ki;
“Namazı geciktirip vaktinin dışına çıkaranlardır.”(6)
İbn Ebi Nüceyh'in Mücahid'den yaptığı rivayete göre. Hz.
Ali (R.A.), ayette geçen “yüraune”den maksadın, namazıyla riyakarlık eden kimse
olduğunu belirtmiştir.(7) Riyanın gerçek anlamı:
Riyanın gerçek anlamı, yapılan ibadetle dünyalığı istemek
ve insanların kalbinde anılmaya değer bir yer tutmaktır.
Riyanın birkaç derecesi vardır:
1-Güzel bir görünüm sağlamaya yönelerek bununla insanlar
üzerinde kendi lehine bir tesir uyandırmayı düşünmek.
2-Yıkanıp ağartılmış bezden ve bir de kalınca sert yünden
elbise giymek ve böylece dünyaya karşı ilgisiz bulunduğunu göstermeğe çalışmak,
iyi bir züht sahibi olduğu imajını vermek.
3-Dil ile riyada bulunmaya özenmek, dünya ehline karşı buğz
ettiğini sözleriyle izhar etmek; aynı zamanda vaaz-u nasihatte bulunurken, sık sık
kaçırdığı hayır ve taate hayıflanarak derin bir pişmanlık duyduğunu tekrarlamak.
4-Namaz, zekat, sadaka ve benzeri ibadetleri insanlar görsün de
takdir etsin diye aleni olarak yerine getirmek ve cemaat arasında iken namazı itinayla
kılmak, yalnız basma kalınca ya terk etmek, ya da laubali bir tavırla kılmak bu
derecelerden birkaçıdır.
Sonuç olarak konuyu şöyle özetleyebiliriz:
Yapılan her ibadet ve her hayır ve iyilik ile insanların
övgü ve takdirim kazanmayı düşünmek riyadır ve derin gaflettir. HESAP GÜNÜNÜ İNKAR EDİP YALANLAMAK
Dini, yani hesap ve ceza gününü red ve inkar edip bu
bilgiyi verenleri yalanlayan müşrikler ve münafıklar kınanıyor.
Ancak bu ayeti, birbirine yakın fakat farklı iki şekilde
yorumlayanlar olmuştur :
1-İbn Abbas'a (R.A.) göre : Bundan maksat. Cenabı Hakk'ın
hükmünü yalanlayan kimsedir.
2-İbn Cüreyc'e göre: Ahireti ve ondaki hesap ve cezayı
yalanlayan kimse söz konusudur.
İmam Kurtubi bu ikinci yorumu tercih ederek şöyle demiştir:
“Ahiret gününü ve o günde cereyan edecek ceza ve hesabı yalanlayan kimse
kastediliyor.” Nitekim Fatiha Suresi’nin tefsirinde bu husus yeterince açıklanmış
bulunuyor. AHİRET GÜNÜNE İMAN, DÜNYA
HAYATINA DÜZEN SAĞLAR
Şüphesiz Allah'a ve ahiret gününe dosdoğru iman.
hayatımızın denge ve düzenini sağlayan en kuvvetli manevi müeyyidedir. Ancak
bu kelimenin, dar kalıbında kalan ve sadece kalplere korku salan bir aldatmaca
değil, ilahi düzenleme ve programlamanın gereği ve ikinci hayatın mutlaka
gerçekleşeceğinin yönlendirici bilgileridir. Zira Cenabı Hak abesle iştigal etmez,
kimseleri kelime oyunuyla aldatmaz ve kuru vaatlerde bulunmaz. O mutlak surette Alim ve
Hakimdir: Her şeyi en iyi bilen ve her olay ve konuyu hikmetle vücuda getirendir. Söz
ve hüküm O'nun kalında değişmez.
Hem dünya hayatı bizatihi ahiret hayatının lüzumunu ortaya
koymakta ve bu iki hayatın birbirini tamamladığı bütün hikmet ve amacıyla kendini
göstermektedir, öyle ki, insanı canlılar arasında, kudretinin harika eseri olarak
yaratan ve yerle gökteki nimetleri onun İçin önceden hazırlayıp istifade edilir
duruma getiren Cenabı Hak, onu bu kadar aziz ve değerli yarattıktan sonra yalnız
kısacık dünya hayatıyla ona iltifatta bulunmaz; bunu onun olgunlaşmasına, yaşama
zevkini ve hikmetim alıp kavramasına, nimetlerin kıymetini bilmesine ve hepsinin
üstünde Yüce Yaratanını bilip ibadet etmesine vesile kılıp onu sonsuz, kalıcı bir
hayata iletmekle nimetini tamamlar.
Gerçek bu olunca Cenabı Hak, ahireti ve ondaki hesap ve cezayı
yönlendirici müeyyide olarak karşımıza koymakta ve bize tam bir sorumluluk
yükleyerek gayesiz, amaçsız, hikmetsiz ve neticesiz yaratılmadığımızı
öğretmektedir.
Bu inanç ve sorumluluk duygusundan nasibini almamış inkarcı
maddecilerin tavır ve tutumunu, onlarda yer eden anlayışsızlık ve sorumsuzluk
düzeyinde iki olayla açıklamaktadır:
1-Öylesi yetimi itip kakar,
2-Yoksula yedirmeyi, (onu besleyip eğitmeyi) teşvik etmez,.
Aslında sözü edilen maddeci inkarcıların birçok kötü
vasıfları ve sorumsuzlukları vardır; ama toplum ve ülkenin sosyal yanıyla,
geleceğiyle yakından ilgili bulunan iki zayıfa karşı onların ilgisizliğini, her
bakımdan toplumun ve ülkenin geleceğinden yana en küçük bir sorumluluk
duymadıklarını göstermekte ve bir insanı besleyip eğitmenin, öğretip yararlı
çizgiye getirmenin ne kadar büyük sevap ve fazilet olduğundan gafil bulunduklarını
ispatlamaktadır. NAMAZDAN GAFLET EDENLER
“Vay haline o namaz kılanların ki, namazlarından gaflet
içindedirler” Ayette kelime konumu itibariyle bir incelik söz konusudur:
Yani “salat” kelimesinin başına (ön) edatı konulmuş da
(fi) edatı konulmamıştır. Zira (fi) konulmuş olsaydı, daha çok namazlarında
yanılan müminler kastedilmiş olurdu ki, o durumda ayet büyük bir korku ve sıkıntı
havası estirmiş olurdu. Öyle ki. namazda yanılan, gaflet eden mümin uhrevi azapla
tehdit edilmiş bulunurdu. Oysa başta Hz. Muhammed (A.S.) ve yakın arkadaşları olmak
üzere hemen her müminin namazda yanılabileceği söylenebilir ve bu mümkündür. O
bakımdan Cenabı Hak bu tarz yanılmayı değil, namazdan gaflet edip onu vaktinde
kılmayan, kıldığı zaman da laubali davranan ve aynı zamanda gösteriş olsun diye
kılan gafillerin bu sakat düşünce ve tutumunu konu edinerek (an salatihim..)
buyurmuştur.
Nitekim İbn Abbas (R.A.) diyor ki: “Eğer (Fi salatihim)
denilseydi. ayet müzminler hakkında çok korkutucu bir tehdit ifade ederdir.
Ata' da diyor ki: “Allah'a hamd olsun ki (an salatihim)
buyurmuş da (fi salatihim) buyurmamıştır.”(8)
O bakımdan namazdan gaflet konusu geniş yorum isteyen bir
anlatım tarzı olarak müfessirlerin görüş izhar etmesine sebep olmuştur. Buradaki
gafletin, namazda meydana gelecek yanılma olmadığı kesindir. Namazdan gaflet edenler
söz konusu olduğuna göre. o gafiller kimlerdir? Bunu dört şekilde yorumlayanlar
şöyle bir sıralamada bulunmuşlardır:
1-Namazı vaktinde kılmayıp onu vaktin dışına çıkaranlar.
2-Müzminlerin yanında. cemaat orasında namaza Özen gösterip
yalnız başlarına kalınca kılmayan veya laubali bir davranış içinde
kılan münafıklar.
3-Namaza karşı uyuşuk davranıp gönül zevki ve
yatışkanlığıyla kılmayanlar.
4-Kılıp kılmamayı eşit sayıp namaza
ciddi ilgi duymayanlar.(9) GAFLET EDENLERİN İKİ DİKKAT ÇEKİCİ VASFI
Şüphesiz namazı gösteriş olsun diye kılıp ibadetin ve
Allah'a kul olmanın zevk ve heyecanından mahrum olanların birçok kötü yanları ve
vasıfları vardır. Cenabı Hak hemen o vasıfların hepsini kapsar anlamda onların daha
çok iki dikkat çekici tavrından söz etmektedir :
1-Durmadan gösteriş yaparlar.
2-Zekatı ve eğreti de olsa alet ve edevatı (komşusuna.
muhtaca) vermezler.
Başkaları görüp beğensin, beni takdir etsin diye yapılan
ibadet münafıklığın ve sahte bir insan olmanın ilk belirtisidir. Aynı zamanda
İslam'ı içinden yıkmaya yönelik düşünce ve niyetini Müslümanları aldatmanın
alameti sayılır Bunun için İslam Fakihleri ve Ahlakçıları ticaretle uğraşan
Müslümanların kendi dükkanlarında, iş yerlerinde tespih çekmesini, nafile namaz
kılmasını uygun görmemişlerdir. Zira bu gibi davranışlar müşteri çekmeye, onu
aldatmaya çok müsaittir. Münafıklar ve büyük şehirlerde yaşayan gayr-i müslimler
de bu gibi hareketlerde bulunabilirler. Böylece Müslüman Cemaatin birbirine güveni
sarsılabilir.
Günümüzde de belli çevreyi kendine bağlayıp inandırmak,
art niyetini gerçekleştirmek için ibadet edenler, dillerinden din. Allah, Kuran. ahiret
sözünü düşürmeyenler eksik değildir. Gerçek müminlerin böylelerine dikkat etmesi
gerekir. Şöyle ki, bu tiplerin sözleriyle günlük yaşayışları arasında ciddi bir
bağlantının bulunup bulunmadığını hesaba katmaları, aldatılma payını asgariye
düşürebilir.
Tarih boyunca müzminleri, yani İslam Cemaatini en çok aldatıp
istismar edenler de bu mürai tiplerdir. O bakımdan Cenabı Hak özellikle onların bu
karakteri üzerinde durmaktadır. Nitekim Resulüllah (A.S.) Efendimiz ile ashabının
Medineli münafıklardan, mürailerden neler çektiklerini siyercilerin tespitlerinden
öğrenmekteyiz.
Ayrıca bu mürai münafıkların ikinci kötü vasfı, zekat ve
sadaka vermemeleridir. Çoğu komşuluk vecibelerini gözetmez. Bir çıkar bekledikleri
sürece yapmacık dostluk izhar ederler ve iyi görünmeye çalışırlar. Böyle bir
çıkar söz konusu olmadığı zaman komşularına eğreti olarak bir el aleti dahi
vermekten kaçınırlar.
Komşuları ve yakınları ikbal basamaklarında yükseldikçe
bunlar onların en samimi dostları ve sıcak yakınları gibi davranırlar. Onlar ikbal
basamaklarından aşağı inmeğe başlayınca, bunlar artık yüzlerini değil
arkalarını onlara döndürürler.
Medine'de nifakçıların önde geleni Abdullah b. Ubey b. Selül
öyle değil miydi? Müslümanların ileri gelen şahsiyetleriyle karşılaşınca onlara
sıcak ilgi gösterip över ve yanlarından ayrılıp kendi yandaşlarıyla buluşunca.
“Onları pohpohlayıp aldatmayı beceriyorum, değil mi?” diyerek gülüşürlerdi.
Cenabı Hak Bakara Suresinde onların bu tavır ve tutumlarını açıklarken şöyle
buyurmaktadır :
“İnsanlardan öyleleri de var ki, inanmadıkları halde
Allah'a ve ahiret gününe inandık derler. (Zanlarınca) Allah'ı ve iman edenleri
aldatırlar. Halbuki ancak kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. Kalplerinde
hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırır. Yalan söylemelerine
karşılık onlara elem verici bir azap vardır..,”
“Onlar iman edenlere rastladıkları zaman “inandık”
derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıkları zaman ise “Doğrusu biz sizinle
beraberiz. Biz ancak (o müzminlerle) alay edicileriz” derler..”(10)
Maun Suresiyle Kevser Süresi arasındaki münasebet :
Cenabı Hak, ahireti inkar edenlerin ve bir de ikiyüzlü dönek
mürailerin karakterlerine değinip onların başlıca alametlerini belirttikten sonra.
Kevser Suresiyle, Resulüllah (A.S.) Efendimize büyük hayır kapılarını
açtığını; Onun da, müzminlerin de dönek ikiyüzlü mürai kişilere, inkarcı
müşriklere ihtiyacı bulunmadığını belirterek: “Şüphesiz ki biz sana Kevser'i
verdik..” buyuruyor ve böylece iki sure arasında tamamlayıcı mana olarak kopmaz
bağın varlığına işarette bulunuyor.
Bu surenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenabı Hakk'a
sonsuz hamd-u senalar; ibadetle Ihlasın yerini bize öğreten ve komşulara, muhtaçlara
yardımda bulunmanın ne gibi hayırlara. faziletlere ve uhrevi mükafatlara kapı
açacağım haber veren Resulüllah (A.S.) Efendimize ve Onun ali ve ashabına salat-ü
selamlar olsun. Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an Tefsiri-Celal
YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.