Nas Suresi


Sureleri Dinlemek İçin Bilgi Sayarınızda Flash Playerin Yüklü Olması GerekirFlash Playerı yüklemek için tıklayınız.

TÜRKÇE MEALİ

1- De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
2- İnsanların mutlak sahip ve hakimine
3- İnsanların İlahına.
4- Vesvese veren sinsi şeytanın şerrinden.
5- Öyle şeytan ki İnsanların kalbine vesvese verir.
7- (Vesvese veren o şeytan) insanlardan ve cinlerdendir.

İNİŞ SEBEBİ 
     Felak Suresi'yle birlikte indiğinden, iniş sebebi bu sure hakkında da aynıdır. 
     İLGİLİ HADİSLER 
     “Sizden hiç kimse yoktur ki, ana müvekkel kılınmış bir karini (ruhani bir arkadaş ve yakını) bulunmasın.” Bunun üzerine Ashab-ı Kiram sordu: “Ya Resulüllah! Senin de mi karinin var?” Efendimiz cevap verdi: “Evet, benim de karinim var; ancak Cenabı Hak ona karşı bana yardım etti de o İslam'a girdi (teslimiyet gösterdi) ve o sebeple bana sadece hayır ile tavsiyede bulunur.” (1)
     Resulüllah (A.S.) Efendimizin zevcesi Safiye (R.A.). itikatta bulunan Resulüllah'ı (A.S.) ziyarete gelmiş ve geceleyin ikisi birlikte dışarı çıkmışlardı ki, Resulüllah (A.S.) onu evine kadar götürmek istiyordu. Derken yolda Ensar'dan iki adamla karşılaştı. Onlar Resulüllah'ı (A.S.) görünce oradan süratle ayrılmaya koyuldular. Resulüllah (A.S.) onlara seslenerek ; “Biraz yavaş olun! Bu yanımdaki kadın Safiye bint Hay'dir.” O iki adam “Sübhanellah.. Ya Resulellah! (Senin hakkında şüphe mi ederiz?)” dediler. Resulüllah (A.S.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki şeytan, ademoğlunun kan kanalından girer. O bakımdan şeytanın sizin kalbinize bir şey, bir şer atıp fısıldamasından endişe ettim.” (2) 
     “Resulüllah (A.S.) Efendimiz'in bindiği merkebin ayağı sürçtü (ve o sebeple Resulüllah (A.S.) yere düştü). Bunun üzerine Resulüllah'ın (A.S.) redifi (arkasından gelen adam): “şeytan düşürüverdi!” dedi. Bu sözüne karşı Resulüllah (A.S.) ona: “Şeytan kaydırıp düşürdü, deme. Çünkü böyle dediğin zaman şeytan kendinde bir azamet hisseder ve: “Ben kendi kudretimle onları yere düşürdüm” der. Ama Allah'ın ismiyle.. dersen, o (şeytan) küçülür, o kadar ki bir sinek gibi kalır” buyurdu. (3) 
     Ebü Zer (RA) anlatıyor: “Resülullah (A.S.) Efendimiz Mescid'de bulunduğu bir sırada gidip yanına oturdum. O bana: “Ya Ebu Zer! Namaz kıldın mı?” diye sordu. Ben de: “Hayır..” dedim. Bana: “Öyleyse kalk namaz kıl!” buyurdu. Ben de kalkıp namaz kıldım ve öylece oturdum. Resulüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Ya Ebu Zer! İnsan ve cinlerin şeytanlarından Allah'a sığın.” Ben de : “Ya Resulüllah! İnsanlardan da şeytan var mıdır?” diye sordum. “Evet, vardır” buyurdu..” (4) 
     “Şüphesiz ki şeytan insanın kurdudur; tıpkı davarlara musallat olup (sürüden) uzak kalan zayıf sıska olanını yakalayan kurt gibi..” (5)
     “Doğrusu şeytan şöyle dedi: “Rabbim! Senin izzetin hakkı için hiç durmadan senin kullarını, ruhları bedenlerinde olduğu sürece aldatıp şaşırtacağım.” Bunun üzerine Cenabı Hak ona : “İzzet ve Celalime and olsun ki, kullarım istiğfar ettikleri sürece ben onları bağışlayacağım” buyurdu..” (6) 
     “Şüphesiz şeytan sizden birinize gelir de şöyle fısıldar: “Göğü kim yarattı?” O da: “Allah yarattı” der. O yine: “Ya yeri kim yarattı?” diye fısıldar. O da: “Allah yarattı” der. Bu defa şeytan: “Allah'ı kim yarattı?” diye fısıldar. İşte sizden biriniz böyle bir fısıltıyı hissedince, şöyle desin : “Ben Allah'a ve Resulüne iman ettim.” (7) 

     ALLAH'IN İNSANLARA İZAFE EDİLEN ÜÇ SIFATI 
     “De ki: İnsanların Rabbine, insanların (yegane) hükümdarına, insanların ilahına... sığınırım.” 
     Kuran-ı Kerimin son suresinde Cenabı Hakk'ın insanlardan yana üç sıfatı anılmaktadır, şüphesiz İnsanlar bu üç sıfatı layıkıyla anlar ve hayatlarını ona göre düzenlerlerse. aralarında fitne ve fesat havası estiren ve durmadan kargaşalık çıkartmak için sinyaller veren şeytan tesir alanını kaybetmiş olur. Böylece huzurlu, güvenli aile ve toplumlar vücut bulur; kardeşlik duygusu kuvvetlenir. Zira üç sıfattan her birinin ruhlar ve kafalar, kalpler ve dimağlar üzerinde ayrı tesiri ve başka başka tecelliyle yönlendirme özelliği söz konusudur. Şöyle ki : 
     1- Rab
     2- Melik
     3- İlah.

     Rab : Yaratıp terbiye etmenin, yetiştirip geliştirmenin, kemale doğru yükseltmenin bütün inceliklerini içermektedir. Başta melekler, insanlar ve diğer canlılar olmak üzere her şey Rab sıfatının tecellisiyle gelişip tekamül etmiş, denge ve düzenini bulmuştur. Anneyle çocuğu arasındaki kopmaz bağ; anne sütünün müstesna anlamdaki besleyici özelliği ; hayvanların kendi nesillerim devam ettirme iç güdüleri ; bitkilerin kendi benzerlerini devam ettirmede tohum vermesi, kök salması ve mikro modelini tohum, kök ve sporlarında (8) muhafaza etmesi hep bu sıfatın Halik sıfatıyla birlikte tecellilerinin eseridir. Cenabı Hak, terbiye ve tekamül ettirmede, geliştirme ve düzenlemede insan takdir ve tasvirinin ; duygu ve düşüncesinin erişemeyeceği kudret ve yüceliktedir. O bakımdan mastar kalıbında olan “rab” mübalağa ifade etsin, yani bu yüceliği yansıtsın diye sıfat olarak belirlenmiştir. 
     İnsanoğlu kainata ve onda yer alan her sistem ve parçaya akıl ve ilim, idrak ve irfan gözüyle baktığı takdirde “Rab Sıfatı”’nın tecelli ve programlama izini görebilir. Öyle ki, arının yaratıldığından bu yana bal yapmakta olduğunu ; karıncanın düzenli iş ayarlamasıyla hayatını sürdürdüğünü anlar ve “Sübhane Rabbiye'l-Azim-Sübhane Rabbiyel-A'la” diyerek rüku ve secdeye varır. 
     O bakımdan Cenabı Hak kabul edelim ki kainattan “Rab Sıfatı”nın tecellisini çekecek olsa, ne denge kalır, ne de düzen; her şey alt-üst olup hilkatinin (var edilişinin) hikmetinden uzaklaşır.
     Melik : Sözlük olarak, sahip, padişah, muktedir önder, güçlü hükümdar ve kral demektir. Rab sıfatından sonra anılması çok anlamlıdır. Şöyle ki : Her şeyi yaratıp hilkat ve fıtratına zerk ettiği özelliğine göre terbiye edip kemale erdiren Rab, onları kendi haline bırakmamakta, kainatı bir saatin çarkları, dişlileri gibi birbirine bağlı kılıp sayısı belirsiz melekleri görevlendirmek suretiyle kudretini göstermekte; hükümdarlığını bir zaaf, aksama ve ihmal söz konusu olmaksızın sürdürmektedir, işte kainatta sağlam denge ve düzenin aksamadan devamı Cenabı Hakk'ın bir de Melik Sıfatısın tecellisiyledir. Ondan başka hükümdarların iktidar süresi kısıtlı, tasarruf yetkisi kayıtlı, kudreti sınırlıdır ve hepsi de ölüme mahkumdur. Cenabı Hakk'ın kudret ve tasarrufu ise sınırsız ve sonsuzdur. O bakımdan O, yegane hükümdar ve hükümrandır. 
     Varlıkta hakim olan ilahi kudret ve tasarrufu görmemek ve anlamamak için kör ve sağır, bön ve ebleh olmak gerekir. 
     İlah : Rab ve Melik olan Cenabı Hak bu iki sıfatının tecellisiyle de her türlü övgüye layık olduğu gibi, ibadet edilmeğe de tek ehildir. Azıcık dünyalık elde etmek, geçici bir makama yükselebilmek için fani hükümdarın önünde eğilen insan, kendi kıymet ve azizliğini idrak edememenin zilleti içinde bulunuyor demektir. Onu insan olarak yaratan ve kainatta birçok şeyi onun hizmetine veren; sonra da Rab Sıfatı'yla onu terbiye edip kemale erdiren; “ahsen-i takvin” düzeyine getirip onu tasarrufu altında bulunduran Cenabı Hakk'a ibadet etmemesi son derece üzücü ve düşündürücüdür. Zira insanoğlu Rabbine ibadet ettiği kadarıyla insanlığının mana ve hikmetini anlayabilir. Yine ibadetine göre O’nun yanında değer kazanıp izzet ve şerefe erişir. Bunun için Kuran'ın ilk suresinde Cenabı Hakk'ın “Rabbü'l-alemin” olduğu ifade edilirken. arkasından üç sıfatı anılmakta ve sonra da “Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım bekleriz” cümlelerine yer verilmektedir. Burada ise, o sıfatlardan bir kısmı anılarak “ilah” ismi getirilmekte ve o cümlelerin özeti verilmektedir.
     Böylece Cenabı Hak sözünü ettiğimiz üç sıfatını sıralarken çok ince bir hususa da işarette bulunmaktadır. Şöyle ki: İnsanlardan olan terbiyeci, aynı zamanda melik (hükümdar) olmayabilir. Ama Allah hem yegane terbiyeci, hem de benzeri olmayan hükümdardır. O'nun hem terbiyeciliği, hem de hükümdarlığı devamlıdır. İnsanların ise bu iki yönü de geçici ve sınırlıdır. Sonra insanlardan mabud (ibadet edilen ilah) olamaz. Ama Cenabı Hak aynı zamanda insanların ilahı (mabudu) olarak bulunuyor ve bu hususta da O'nun dengi ve benzeri yoktur. 

     CİN VE İNSANLARDAN OLAN VESVESECİ 
     Cenabı Hakk'ın Rab, Melik ve İlah olarak üç sıfatı da insanlara izafe edilerek anılmaktadır. Zira O'nun isim ve sıfatının, özellikle bu üç sıfatının tecellisine en çok layık olan ve o tecelliden yeterince nasibini almaya yönelik yeteneklerle donatılan insanlardır. Ne var ki onlardan bir kısmı yaratılışındaki bu azizliği idrak edemediğinden Rahman ve Rahim olan Allah'tan uzaklaşıp İblis'le yakınlık ve dostluk kurma özentisi ve çabası içindedir. Böyle olunca da toplum içinde yer alan bu tiynetteki insanlar en az şeytan kadar tehlikeli ve zararlıdırlar.
     Şeytan ise, durmadan dürtükleyip kan mecrasından sinyal vermek suretiyle kalp ve kafada bir sürü vesvese ve şüphe doğurarak selim düşünmeyi, faydalı yönelmeyi, kamil kişi düzeyine gelme idrakini alt üst eder ve bunun için daha çok mide ve şehveti, kıskançlık ve açgözlülüğü kamçılar; kişisel menfaatin ön planda tutulmasını telkin ederek sinsi faaliyetini sürdürür. O aynı zamanda “hannas”tır: Döner, döner aynı sinyalleri verir ve Allah anılınca geri çekilir, gaflet edilince hemen yaklaşır. Kişi, Rabbini, Melikini ve İlahını hatırlayıp O yüksek kudrete yönelince İblisin sinyalleri tesir etmez olur ve bu rahmani hava oluşunca uzaklaşmak zorunda kalır. 
     Nitekim İbn Ebi Dünya, ibn Cerir ve İbn Münzir'in tahric ettikleri, Hakimin de sahihlediği hadiste şöyle buyurulmuştur : ”Doğan her çocuğun mutlaka kalbi üzerinde vesvas(vesvese veren) bulunur. Sonra o, Cenabı Hakk'ı anınca vesvas arkasını dönüp uzaklaşır; unutup gaflete dalınca o vesvas dönüp gelir ve vesvese verir.” (9) 
     Ancak cin ve insten olan vesvesecinin kalp ve kafaları karıştırmayı, kötü düşünce ve duygu malzemesi vermesi, içten dışa, kalpten fiiliyata çıkarılmadığı takdirde, bundan dolayı kulun bağışlanacağı ; yani o gibi duygu ve düşünceden dolayı sorumlu tutulmayacağı azaba uğratılmayacağı söz konusudur. 
     Nitekim Resulüllah (A.S.) buyurdu ki :  “Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah, ümmetimin içinde beliren kötü duygu ve düşünceden dolayı onları bağışlar. O duygu ve düşünceyle ümmetim amel etmedikçe ve konuşmadıkça bu böyle sürer.” (10) 
     Böylece Kuran-ı Kerim’de, Rab, Rahman, Rahim, Malik sıfatları anılıp Allah’a hamd edilerek başlandı ve yine O'nun Rab, Melik ve İlah sıfatları anılarak cin ve insden olan şeytanın vesvesesinden Allah'a sığınmamız emredilerek Kuran tamamlanmış oldu.

Hamd, her türlü güzel övgü alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
                                                                
Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden Faydalanılmıştır.

Sayfaya Geri Dön