Sureleri Dinlemek İçin Bilgi Sayarınızda Flash Playerin Yüklü Olması
GerekirFlash
Playerı yüklemek için
tıklayınız.
TÜRKÇE MEALİ
1-Allah'ın
yardımı ve fethi geldiği zaman
2-Ve Allah'ın dinine insanların kabile kabile girdiklerini gördüğün
zaman
3- Artık Rabbine hamd ederek zikirde bulun ve ondan bağışlanmak
dile. Şüphe yok ki ; O tövbeleri çok kabul edendir.
İNİŞ
SEBEBİ
Abdürrezzak'ın kendi Musannaf'ında Ma'mer'den,
onun da Zühulden yaptığı rivayete göre : Resulüllah (A.S.) Efendimiz,
fetih yılında ünlü kumandan Halid b. Velid (R.A.) bir bölük mücahitle
(öncü kuvvet olarak) Mekke'ye gönderdi. Halid b. Velid (R.A.)
Mekke'nin alt kısmında. İslam kuvvetlerine karşı koymak üzere saf
bağlayıp bekleyen Kureyşlilerle savaştı ve kısa zamanda onları
-Allah'ın yardım ve izniyle- hezimete uğrattı. Böylece artık silah
kullanmaya gerek kalmadı ve Resulüllah’ın (A.S.) fethi
gerçekleştirmesiyle birlikte Mekkeli'ler de Allah'ın son dinine
girmeye başladılar. Derken Nasr Süresi indi.(1)
Ebü'l-Hasan Nisabüri'nin tespitine göre :
Resulüllah (A.S.) Efendimiz. Huneyn Savaşından dönerken bu süre inmiş
ve Resulüllah (A.S.) bundan sonra sadece iki yıl yaşamıştır.(2)
İkrime'nin İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı
rivayete göre : Resulüllah (A.S.) Efendimiz Huneyn Savaşandan dönüp
gelirken Cenabı Hak “İza cae nasrullah..” suresini indirdi. Bunun
üzerine Efendimiz (A.S.) şöyle buyurdu: “Ya Fatıma Allah'ın yardım ve
fethini insanların gruplar halinde gelip Allah'ın dinine girdiğini
söyleyin. Rabbimi teşbih ve tenzih ederim; O'nun hamdıyla hamd eder ve
istiğfarda bulunurum. şüphesiz Rabbim tövbeleri çokça kabul eder.”(3) İLGİLİ HADİSLER
İbn Abbas (R.A.) diyor ki : “Hz. Ömer
(R.A.) beni Bedir Savaşına katılan yaşlı ileri gelenlerin orasına
alır, (onların meclisinde bulundururdu). Bu sebeple o zatlardan bir
kısmı: “Bizim bu genç gibi genç oğullarımız vardır. Nasıl oluyor da
onu bizim toplantımızda bulunduruyorsunuz?” dediler. Hz. Ömer (R.A.)
onlara; “Bu sizin de bildiğiniz gibi gençtir” dedi ve bir gün beni
onlarla birlikte meclisine davet etti. Sonra beni onlara göstermek
istedi de şöyle dedi: “Sizler Allah'ın indirdiği İZA CAE NASRULLAH
süresi hakkında ne dersiniz?” Bir kısmı “Allah bize, yardım edip fetih
kapısını açınca hamd etmemizi, istiğfarda bulunmamızı emrediyor”
derken, bir kısmı susup cevap vermemeyi tercih etti. Sonra bana
dönerek; “Ya İbn Abbasi Sen de öyle mi dersin?” diye sordu. Ben ona:
“Hayır” diye cevap verdim. O, “Peki ne diyeceksin?” dedi. Ben de ona;
“Bu Sure, Resulüllah'ın (A.S.) ecelidir ki, Allah onu bildirmiş oldu.”
dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) şöyle konuştu : “Ben de bu süre
hakkında ancak senin bildiğini biliyorum.” (4)
Beyhaki'nin yaptığı rivayete göre, İbn Abbas
(R.A.) diyor ki : “Resulüllah (A.S.) Efendimiz. kızı Hz.
Fatıma'yı çağırdı ve ona şöyle dedi; “Bana ölüm haberim geldi.” Bunun
üzerine Hz. Fatıma ağladı. Az sonra güldü ve şöyle haber verdi :
“Resulüllah (A.S.) önce ölüm haberinin kendisine geldiğini söyleyince
ağladım". Az sonra bana şöyle fısıldadı ; “Sabret Çünkü gerçekten
ehlimden ilk bana gelip ulaşan sen olacaksın” buyurdu. Bunun üzerine
sevinip güldüm.” (5)
İbn Ömer (R.A.)dan yapılan rivayete göre. adı
geçen şöyle demiştir : “Bu süre Mina’da Veda Haccında indi.
Bundan sonra ; Bugün size dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize
tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.”(6) mealindeki
ayet İndi. Resulüllah (A.S.) Efendimiz bu ayetten sonra sadece 80 gün
yaşadı ve bu Ayeti müteakip Nisa Suresinin sonundaki “Kelale” ayeti
indi. Resulüllah (A.S.) bu ayetten sonra 50 gün yaşadı. Sonra da Tevbe
Suresinin 128. ayeti indi.Resulüllah (A.S.) bu ayetten sonra 35 gün
yaşadı. Son olarak da Bakara Suresinin 281. ayeti indi, ve Resulüllah
(A.S.) bu ayetten sonra 20 gün yaşadı.” (7) MEKKE'NİN FETHİ VE HUNEYN GAZASI
Nasr Suresinin Mekke'nin fethinden az önce
mi. fetih yılında mı yoksa fetihten iki yıl önce Huneyn Savaşandan
hemen sonra mı indiği ihtilaf konusudur.
Allame Zemahşeri Mekke'nin fethinden sonra
Veda Haccında Mina'da indiğini belirtmiştir. Nitekim İbn Ebi Şeybe.
Abd b. Humayd, Bezzar. Ebu Yala, İbn Merduye ve Delail’de Beyhaki'nin
yaptığı rivayete göre. İbn Ömer (R.A.) şöyle demiştir: “Bu süre Teşrik
Günleri'nin ortasında Mina'da inmiştir ki, Veda Haccı'nda gerçekleşmiş
ve Resulüllah (A.S.) Efendimiz bunun veda anlamında olduğunu yani
ümmetine veda etmesine işaret anlamı taşıdığını anlamıştır”(8)
Ebul-Hasan Nisaburi ise. bu sürenin Huneyn
Savaşandan dönülürken indiğini kaydetmiştir, Aynı zamanda Kuran'ın son
inen süresi olup olmadığı da ihtilaf konusudur.
Nesai’nin Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den
yaptığı rivayette, adı geçen ravi diyor ki: “İbn Abbas (R.A.) benden
şöyle sordu : “Ey Utbe'nin oğlu Kuran’ın en son inen suresini biliyor
musun?” Ben ona : “Evet, biliyorum : İZA CAE NASRULLAH suresidir”
dedim. O beni doğruladı, “öyledir” dedi.” (9)
Hafız Ebu Bekir Bezzar ile Beyhaki'nin İbn
Ömer (R.A.)dan yaptıkları rivayete göre, adı geçen şahabı şöyle
demiştir: “Bu sure Resulüllah'a (A,S.) Teşrik Günleri'nin ortasında
indirildi ve Resulüllah (A.S.) bunun veda anlamında olduğunu anladı.
Böylece Kasva adındaki devesine binip meşhur Veda Hutbesi'ni irad
etti.” (10) FETİH VE ZAFERLER
İslam hep yücelmeye, yükselmeye namzettir.
Hedefi, bütün bir insanlığı kurtarmak ve yeryüzünde yalnız Allah'a
ibadet edilmesini ve yalnız Allah sözünün en yüce ve en üstün olmasını
sağlamaktır. Bu bakımdan İslam kendi üzerinde başka bir sistemin
yükselmesine izin vermez. İçine sızan yabancı görüş ve düşünceleri;
bidat ve hurafeleri ayıklayıp dışarı atar, Müntesiplerinin iman, ilim.
ahlak, fazilet, hayır ve iyilik doğrultusunda bütünleşmesini emreder;
bölünmeye. çeşitli isimler altında hizipleşmeye asla cevaz vermez.
Yeryüzünde küfür ve tuğyanın tesirini gidermek; sulh ve selameti,
düzen ve dengeyi gerçekleştirmek için cihadı emreder.
Ancak elde edilen her zafer, sağlanan her
fetih ve başarıyı münhasıran Cenabı Hakk'ın yüksek inayet, nusrat ve
kudretine döndürmeyi; Allah'ı tek başarı, kuvvet ve kudret kaynağı
tanımayı tavsiye eder. Çünkü milletleri yükselten ve alçaltan Cenabı
Hak'tır. Savaşlarda zafer kapısını açan orduları hezimete uğratan da
O'dur. Ezeli plan ve program gereği olayların gerçekleşmesi için
sebepleri oluşturup harekete geçiren de yine O'dur.
Kuran'da Allah'ın bu yüksek tasarruf ve
iradesi konu edilirken şöyle buyrulmaktadır; “De ki; Ey mülkün sahibi
Allahım Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çekip
alırsın; dilediğim aziz kılarsın; dilediğini alçaltır, zillete
düşürürsün. Hayır yalnız Senin elindedir. Şüphesiz senin gücün her
şeye yeter.”(11)
Gerçek şu ki, yeryüzünde milletler arasında
bozulan dengeyi düzeltmek ve azgın milletlerin şerrini bir çizgide
durdurmak ilahi denge kanunu olarak ezelden ebede uzanmaktadır. Cenabı
Hak bu konuyu şöyle açıklamaktadır : “Eğer Allah insanların (azgınlık
ve taşkınlığını) birbirleriyle savmasaydı, yeryüzünün düzeni elbette
bozulur, kargaşalık ortalığı kaplardı. Ama Allah milletlere karşı fazl-ü
kerem sahibidir.”(12)
Bunun için İslam mücahitleri hak uğrunda,
denge ve düzenden yana cihat edip zafer elde edince böbürlenmemeli.
gurura kapılmamalı, çılgınlık göstermemelidirler. Cenabı Hakk'ın
kendilerinden yana yardım ve inayetinin tecelli ettiğini düşünerek
O'na daha çok yakınlık sağlamanın yollarını araştırmalı, daha çok O'nu
teşbih edip hamd etmelidirler.
Nitekim Resulüllah'a (A.S.) Nasr Suresizle bu
hikmet bildirilmekte; tesbih ve tahmid’e, şükür ve istiğfara devam
etmesi emredilmektedir. Bu gerçeği bilen dört halife yaptıkları
fetihlerde, sağladıkları başarılarda kendi nefislerinden yana bir pay
ayırmaktan şiddetle kaçınmış, kuvvet ve kudretin tamamını Allah'a irca
etmek suretiyle mahviyet izhar etmişlerdir.
Kanuni Sultan Süleyman, deniz zaferinden
dönmekte olan donanmay-ı hümayunu devlet ricaliyle karşılarken herkes
sevinip sesini yükseltirken o başını önüne eğip gözyaşı akıtıyordu.
Sebebi sorulunca da şu cevabı verdiği pek meşhurdur: “Zaferi müyesser
kılan Cenabı Hak'tır. Böyle olaylarda nefsimize pay çıkarmamız doğru
olmaz. Bize düşen O'nun yüksek kudretine yönelip hamd ve şükürde,
tesbih ve istiğfarda bulunmaktır.”
Cenabı Hak erişilmez kudretinin
tezahürlerinden bir kısmını açıklarken bize, az yukarıda mealini
naklettiğimiz Ali İmran Süresi 26. ayetle en doyurucu bilgiyi
vermektedir.
O halde Cenabı Hakk'ın üzerimizde olan
hakları o kadar çok ve büyüktür ki onların şükrünü yerine getirmekten
aciziz. Ama bu gerçeği bilip itiraf etmek, inanıp mahviyet ve
teslimiyet göstermek şükrün en güzelidir.
İlahi kanunları ve tecellileri hikmetleriyle
en iyi bilen Resulüllah (A.S.) Efendimiz. Mekke'yi fethe giderken
çevresinde, kendini Hakk'ın son dinine vakfetmiş on iki bin mücahitten
oluşan bir ordusu bulunuyordu. Ama O Büyük Peygamber, kuvvet ve
kudretin bütünüyle Allah'a ait olduğunu düşünerek gerek giyim ve
kuşamında, gerek binek ve nevalesinde tam anlamıyla tevazu ve
mahviyetin en asil görüntüsünü vermiş ve başı önüne eğik olduğu halde
nemli gözleriyle Mekke'ye girmiştir.
İşte gerçek devlet adamı, hakiki kumandan ve
eşsiz insan bu haliyle de kıyamete kadar bütün lider ve önderler,
asker ve kumandanlar için benzersiz misaldir.
Sonuç olarak surenin içeriğini şöyle
özetleyebiliriz : Nasr Süresiyle, üç gönül ferahlatıcı haber
verilerek İslam'ın parlak geleceği müjdelenmekte; üç de hakka
teslimiyet doğrultusunda Cenabı Hakk'a daha çok yönelinmesi
emredilmekte ve bu muhteşem ilahi takdir ve tesbitin gönül açıcı
havasında bir de kalplere hüzün veren acı bir habere işaret
buyrulmaktadır.
Gönül ferahlatıcı üç haber :
1-Allah'ın müminlere yardımının yakında
gerçekleşeceği,
2-Önce Mekke'nin, sonra da Arap Yarımadasının
fetih günlerinin yaklaşmakta olduğu,
3-Yine yakın gelecekte, düne kadar İslam'a
karşı olan kavim ve kabilelerin; siyasi gruplar ve aşiretlerin
yükseksen derecelik dönüş yaparak cemaatler halinde gelip İslamiyeti
kendilerine din olarak seçecekleri ve Hz. Muhammedi (A.S.) hak
peygamber olarak kabul edecekleri.
Allah'a yönelmeyle ilgili üç emir :
1-Cenabı Hakk'ı her türlü noksanlıktan tenzih
edip namaz kılmaya devam etmek suretiyle O'na hamd etmek. (13)
2-Başarı, zafer ve fetihleri gerçekleştirenin
insan gücü değil, insan gücüne yön verip sebepleri o istikamette
kolaylaştıran ilahi kudrettir. O halde zafer ve fetih müyesser
kılınınca. kendi nefsimize bir pay ayırma duygusunun az veya çok
kıpırdaması halinde hemen Cenabı Hakk'a yönelip bağışlanma dilemek,
3-Bu arada beşeri zaaf ve temayül neticesi az
bir kusur, hata ve kayma söz konusu olduğunu varsayarak tevbe etmek..
Kalplere hüzün veren haber ;
İslam'ın başarıya erişip fetihlerde
bulunması. devlet kurup kitleleri idaresi altına alması ve kabile ile
milletlerin gruplar halinde gelip son dini din olarak seçmesi, dinin
mübelliğ (tebellüğ edeni) ve naşiri Hz. Muhammed'in (A.S.) görevinin
sona erdiğine, son sözlerini söylediğine ve yakında vefat edeceğine
dair işarettir.
Nitekim Nasr Süresiyle belirlenen bütün bu
haber, müjde ve işaretler aynen gerçekleşmiştir.
Nasr Süresiyle Tebbet Suresi arasındaki
münasebet :
Nasr Süresiyle, İslam'ın yakın gelecekte
başarı grafiğinin yükseleceği, zafer ve fetih kapısının açılacağı
müjdelendi ve inkarcı zorbalar istemese bile Allah'ın insanlara son
mesajı olan İslamiyetin gelişmesini kimselerin durduramayacağına
işarette bulunuldu.
Tebbet Suresinde, İslam'ın ilk yıllarında bu
ilahi sesi duymak istemeyen Ebu Leheb ve benzeri müşriklerin ebedi
saadetleriyle ilgili bulunan en büyük fırsat ve nimeti kaçırmak
suretiyle kendilerine çok yazık ettikleri açıklanıyor. Sonra da küfür,
tuğyan ve zulümde kocasına uyan Ümmü Cemil'in durumu tasvir edilerek
kendi yakıtını kendi sırtında taşıdığı belirtilerek ibretli bir tablo
oluşturuluyor.
Bu surenin de tefsirine bizi muvaffak kılan
Cenabı Hakk'a sonsuz hamd-u senalar; ilahi takdir doğrultusunda
hareket edip Hakk'ın buyruğunu kusursuz şekilde yerine getiren ve bu
sebeple insanlığa nurlu yolu açıp ilahi rahmet havasını estiren
Resulüllah (A.S) Efendimize ve Onun Ali ve ashabına salat-ü selamlar
olsun.
Bu Sayfaların Hazırlanmasında "Asrın Kur'an
Tefsiri-Celal YILDIRIM / Anadolu Yayınları" Eserinden
Faydalanılmıştır.